Batı Medyasının Ahlaki Zemini

Koronavirüs salgını sadece Çin ile ABD arasında yeni bir tartışma alanı açmakla kalmadı, sistemlerin de tekrar sorgulanmasına yol açtı.

Çin’de yayınlanan Global Times gazetesinin kısa süre önce bir yorumu şu sözlerle bitiyordu:

"Batı sistemi gibi Batı medyası da ahlaki zeminini kaybetmiştir."

İngiltere'nin medya denetim kurumu Ofcom, Çin'in İngilizce yayın yapan CGTN kanalını ülkenin tarafsızlık politikasını çiğnemekle suçladı. CGTN'in geçen yıl Hong Kong'da başlayan eylemeleri aktarma konusunda ciddi bir uyumsuzluk içinde olduğunu belirterek Çin kanalına resmi yaptırımların tartışıldığını duyurdu.

Çin basını bu gelişmeyi "İngiliz kurum, Çin medya kurumlarını suçlayarak parmağını sallamadan önce Birleşik Krallık medyasının ve ülkede faaliyet gösteren diğer Batı basın kuruluşlarının Hong Kong konusundaki tarafsızlıklarını sorgulamalıdır" diye yanıtladı.

Çin tarafına göre, Batı medyasında çifte standart yeni normal oldu. Zira Hong Kong’da aylarca süren olaylar sırasında her türlü şiddet "demokrasi yanlısı", polis müdahalesi de "vahşi" olarak nitelendi. Çin basınında bir hatırlatma da vardı. İngiltere'de geçen yıl meydana gelen "Yok Oluş" eylemleri üzerindeki baskılar çok fazla eleştiri almadı ve Londra'nın harekete geçmesi bir gereklilik olarak kamuoyuna sunuldu.

Global Times’a göre, "Tarafsızlık, şiddet eylemleri görmezden gelmek ve Batı'nın jeopolitik çıkarı için barış ve istikrarı tehlikeye atan isyancıları desteklemek anlamına geliyorsa Çin medyası böyle bir yolu asla takip etmeyecek."

Gazetenin yorumu şöyle devam ediyor:

"Batı medyası, Batı siyasi sisteminin bir parçasıdır ve Hong Kong hakkında haber yaparken Batı'nın siyasi bir silahı olarak hizmet vermiştir. Batı medyasının haberleri kışkırtma, spekülasyon ve söylentilerle dolu. Hong Kong meselesinde objektif biri muhabir olmak şöyle dursun kentte durumu etkilemek, istikrarı ve barışı önlemek için aktif bir oyuncu haline geldiler."

Hong Kong Neresi?

Resmî adıyla Çin Halk Cumhuriyeti Hong Kong Özel İdari Bölgesi, Güney Çin Denizi kıyısındaki İnci Nehri Deltası'nda bulunan ve Çin'e ait olan bir metropolitan alan ve özel idari bölgedir. Hong Kong, Dünya'da nüfusun en yoğun olduğu yerlerden biridir.

Hong Kong, 1842'de Birinci Afyon Savaşı'nın sonunda Çing Hanedanı'nın Hong Kong Adası'nı Britanya İmparatorluğu'na devretmesiyle Britanya'nın bir kolonisi oldu. İkinci Afyon Savaşı'ndan sonra ise bu koloni, Kowloon Yarımadası'na genişledi, ve Britanya'nın Yeni Bölgeler üzerinde 99 yıllık bir kiralamayı elde ettiğinde daha da genişletildi. Bu toprağın tümü 1997'de Çin'e geri verildi. Egemenliğin devri sonrasında özel idari bölge statüsü verilmiş Hong Kong, "tek ülke, iki sistem" prensibi altında Çin anakarasından ayrı yönetim ve ekonomik sistemlerine sahiptir.

Bu bilgiler Wikipedia'dan. Daha net ifade edelim, Hong Kong Çin’den savaş tazminatı olarak alınmıştı ve varılan anlaşma gereği Çin'e geri döndü. Çin, 1997 yılındaki geri dönüş sırasında bölgede yaşayanların yaşam alışkanlıklarına 50 yıl müdahalede bulunmayacağını taahhüt etti. Tabii, Batı’nın bu durumu kabullenmesi kolay olmuyor. Bölge yöneticilerinin halk tarafından seçilmesi gündeme vardı. Ne de olsa bölge "demokrasiye" alışmıştı. Peki, İngiltere’nin yönettiği 100 yılı aşkın sürede, Hong Kong Valisi halk tarafından mı seçildi? Demokrasi 100 yıl sonra akıllarına gelmişti.

Peki, Türk Basını?

Çin basınının Batı medyasının Hong Kong konusunu ele alışını değerlendirirken Türk basınını da ilgilendiren önemli bir saptaması var:

"Her şeyden önce, Batı medyası Çin'in anayasal düzeni hakkında netlik sunmuyor. Hong Kong'un Beijing'den tamamen yasal ve politik olarak bağımsız olduğu imajını yaratmak istiyorlar."

Türk gazetelerindeki haberlere bakınca Batı medyasındaki Hong Kong ile ilgili "bulanıklık" yaratma çabasının yansıması görülüyor. Benzer haber ve yorumlara Tayvan konusunda da rastlanıyor.

"Hong Kong’da yine endişeli bekleyiş", "Çin Milli Marşı tasarısı Hong Kong’u karıştırdı", "Yeni yasa tepki çekti". Haberlere göre, Hong Kong’da aylarca hayatı felç eden şiddet eylemlerine başvuranlar "muhalif", "demokrasi yanlısı", "özgürlük savunucusu" yönetim ise "Çin yanlısı".

Bu yöntemler tanıdık geliyor, değil mi!

Önceki ve Sonraki Yazılar