Çin Aşısına Üzülen Akademisyen

Baştan söyleyeyim bu yazı Çin aşısını savunmak için yazılmadı. Çünkü bu bilim insanlarının işi ve benim haddim değil. Ancak aşılarla ilgili haber ve yorumlara bakıldığında çoğu gazeteci ve uzmanın hadleri olmamasına rağmen, bu konuda ahkam kestiklerini görüyoruz. Bilgilerin çarpıtılması ise amaçlarının aşıyı değerlendirmek değil, bazı kesimlerin değirmenine su taşımak olduğunu gösteriyor.

Kısa sürede önce criturk.com’da “Akademisyenler de ideolojilere hizmet eder” başlıklı bir yazım yayınlandı. Bir tarih dergisinde çıkan Çin propagandasıyla ilgili yazıyı eleştirmiştim. Yazının sahibini değil, ortaya koyduğu yaklaşımı eleştirdim. Hatta bir ara “keşke isim vermeseydim” diye düşündüm. Ancak Çin propagandasını anlattığını iddia eden yazı Amerikan siyasi çevrelerinin, Batılı akademisyenlerin yaklaşımının kopyasıydı. Bu akademisyen sosyal medya hesabında “farkında olmadan bugün ABD’ye hizmet etmişim, yarına ya nasip” diye yazarak aklınca yazımı tiye aldı. Oysa yaklaşımına getirdiğim eleştirilerle ilgili tek satır yazmadı. Adeta “Amerikancılık” eleştirisi hoşuna gitmişti.

Fakat, bu akademisyenin daha sonra Çin aşısı ile ilgili yazdıklarını görünce ağzım açık kaldı. Zira “ideolojilere hizmet etmekle” yetinmediğini gördüm.

Öncelikle bir bölümü aktarayım:

“Bu yazı CoronaVac’ın güvenilirliği, başarı yüzdesi ya da olası yan etkileri üzerine değil. Çin’de acil durum planı çerçevesinde halihazırda yüz binlerce kişiye uygulanan aşı, dünyada da Brezilya, Endonezya ve Türkiye’de test edildi. İki gün önce ilan edilen gönüllü seferberliğine olan katılım ve bilim insanlarının açıklamaları “aşıya güven” noktasında ciddi bir endişe olmadığını gösteriyor.”

Yani aşının güvenilirliği, başarı yüzdesi veya yan etkileri akademisyenimizin derdi değil. Asıl derdinin ne olduğunu ise aşağıdaki satırlarda görüyoruz:

“Peki Türkiye halkı bu aşıya nasıl yaklaşacak? Çin konusundaki kültürel ve ahlaki yargılar kitlesel aşı deneyimini sekteye uğratacak mı? Türkiye’de bilindiği üzere yaygın bir Çin karşıtlığı var. Milliyetçi tarih yazımı (“Çin Seddi’ni bize karşı yaptılar”), Soğuk Savaşın ideolojik bakiyesi (anti-komünizm/ateizm) ve Uygur sorununun (bugünlerde özellikle hassas ve önemli) şekillendirdiği bir hissiyat. Üzerine bolca basmakalıp kültürel öğe de serpiştirilmiş durumda (“her şeyi yiyorlar”). İşin tuhafı Türkiye’deki Çin karşıtlığı hemen hiçbir zaman rejimin doğasına yönelmiyor. Belki de en fazla dert edilmesi gereken, yükselen Çin imajının karanlık arka odası diyebileceğimiz tek-parti rejimi Türkiye’de Çin konusunda en az rahatsızlık uyandıran unsurlardan biri. Koronavirüs kriziyle ivme kazandığını tahmin edebileceğimiz (zira henüz elimizde geniş çaplı anketler yok) bu olumsuz algı, yerini “Çin aşısı” konusunda pragmatik bir tutuma terk edecek mi?”

Akademisyenimizin derdi Çin Komünist Partisi (ÇKP), hani bir afyon toplumunu dünyanın lideri olma durumuna getiren ÇKP. Hani, ABD’nin tahtını sallayan, uykularını kaçıran ÇKP. Akademisyenimizin bu durumdan duyduğu rahatsızlığın Türkiye adına olmadığı çok açık. Ya Türkiye’de Çin hakkındaki olumsuz algı ortadan kalkarsa diye uykuları kaçıyor. Yoksa salgın önlenecekmiş, insanların hayatları kurtulacakmış umurunda değil. Tek derdi ÇKP iktidarının devrilmesi. Trump, Pompeo gibi ABD’li siyasetçiler de bunu son dönemde sürekli dillendiriyor. Ne tesadüf!

Önceki ve Sonraki Yazılar