Trump Hıncını Basından Çıkarıyor

ABD ile Çin arasında koronavirüs salgınından dolayı çıkan tartışmalardan basın kuruluşları da nasibini alıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’daki basın toplantısı sırasında Çin asıllı Amerikalı gazeteci Weijia Jiang’ın sorusuna “sinirlendi. Kadın gazeteci Weijia, “ABD’nin en çok test yapan ülke olmasıyla övünüyorsunuz. Her gün insanlar ölürken ve birçok yeni vaka görülürken bunun önemi var mı?” diye sordu. Trump, “bunu bana değil, Çin’e sorun dedi ve sözü başka bir kadın gazeteciye verdi. Ancak o da, diğer gazeteciler de Weijia Leh’ine söz almadı. Bunun üzerine Trump kürsüyü terk etti. Bu olay uzun süre Amerikan Başkanı’nın tahammülsüzlüğü ve ırkçı bakış açısı ile gazeteciler arasındaki dayanışma gibi açılardan hatırlanacak.

Basına yönelik baskılar bununla sınırlı değil. ABD makamları, Çinli gazeteciler için vize kurallarını sıkılaştırdığını duyurdu. Yeni düzenleme Çinli gazetecilerin vizelerini 90 günlük bir dönemle sınırlayacak.

Çin’de yayımlanan Global Times gazetesi bu gelişmeyi şu sözlerle yorumladı:

“Demokrasi ve özgürlükte kendi kriterlerini ortaya koyan ABD, kendine güven eksikliğini yansıtan aşırı önlemlerle böyle bir kısıtlama kararı aldı. ABD'nin gurur duyduğu çok kültürlü ve kapsayıcı politik geleneği çelişkiler ile dolu. Çünkü ABD, sorunlarla karşılaştığında Çin'e suç atma kısır döngüsüne girmiş durumda.”

MEDYA SAVAŞI

Amerikan tarafı bu hamlenin Çin'deki ABD'li gazetecilerine uygulanan yaptırımlara misilleme olduğunu açıkladı. Ancak Çin basınıza göre “iki ülke arasındaki diğer birçok sürtünme noktası gibi, mevcut "medya savaşı" ABD tarafından tek taraflı olarak başlatıldı. ABD, Çin'le ilgili her konuyu siyasallaştırdı, bu yüzden problemleri gerçekçi ve rasyonel bir şekilde çözmeyi düşünmekten vazgeçti. Görünüşe göre ABD hükümeti, medyayı yeni bir rekabet alanı olarak gördüğü için Çin medya kuruluşlarını siyasallaştırıyor. ABD'nin iç politik, kültürel ve sosyal atmosferini açıklık ve ilerleme yerine gerilemeye doğru itmesi muhtemeldir.”

Çin tarafı ABD'nin medya sorunlarını siyasileştirmesinin gazetecilik alanındaki faaliyetleri zorlaştırdığından yakınıyor. Çin’e göre, Amerikan medya kuruluşları Çin hakkında nesnel yorum yapamıyor ve Çin haber ajansları ABD'de röportaj ile haber faaliyetleri özgürce gerçekleştiremiyor

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian, Beijing'de düzenlenen basın toplantısında, ABD'nin sözde "mütekabiliyet ilkesi" bahanesiyle Çinli medya kuruluşlarına yönelik siyasi baskılarını sürekli artırdığına dikkat çekerek, bunun Çinli gazetecilerin ABD'deki makul haber faaliyetlerini ciddi şekilde etkileyeceğini vurguladı.

Çinli sözcü, "ABD tarafı, her vesileyle mütekabiliyet ilkesinden bahsetmeyi tercih ediyor. Ancak, Çin'de görev yapan Amerikalı gazetecilerin basın kartları ve oturma izinlerinin hemen hemen hepsinin geçerlilik süresi 1 yıl. ABD tarafının yeni uygulamasıyla Çinli gazetecilerin vize süresi ise 90 günü aşamayacak. Bu mütekabiliyet mi acaba? ABD, basın özgürlüğü ve şeffaflık açılarından kendisini övmeyi severken, Çinli gazetecilerin makul haberciliğinden niçin bu kadar korkuyor? ABD'nin sözde mütekabiliyet ilkesi, aslında Çinli medya kuruluşlarına karşı ön yargı, ayrımcılık ve dışlanma anlamına geliyor." diye konuştu.

SOĞUK SAVAŞ ZİHNİYETİ

China Daily gazetesindeki haberde atılan adımın Çin'deki Amerikalı gazetecilerinin gördüğü muamelelere bir misilleme olduğunun belirtildiğine işaret edildi. Haberde, “ancak söz konusu muhabirlerin neden Çin'deki vizelerinin kaldırıldığından bahsedilmedi. Wall Street Journal'ın Çin ve Çinli insanlara yaptığı "Asya'nın Gerçek Hasta Adamı" hakaretinden dolayı özür dilemeyi reddetmesinden de bahsedilmedi” ifadeleri yer aldı.

Haberde şu bilgilere de yer verildi:

“ABD Adalet Bakanlığı, Xinhua Haber Ajansı ve Çin Küresel Televizyon Ağı'na Aralık 2018'de aldığı kararla basın kuruluşu yerine yabancı misyon olarak bakmak istedi. Bu çok kötü bir emsal oluşturdu. Kültürel alışveriş olarak ele alınması gereken bir konuyu politikleştirdi. Daha da ileri giderek, Washington ABD'deki beş Çinli büyük medya kuruluşunun operasyonlarını şubat ayında yabancı misyon olarak görmeye başladı. Ardından beş Çin medya kuruluşunun ABD ofislerinde çalışan Çinli vatandaşların sayısını azalttı”

Çin ve Çin medyasına karşı önyargının Washington'daki köklü Soğuk Savaş zihniyetinin bir sonucu olduğu savunulan haberde, “dünyanın ikinci büyük ekonomisi olarak Çin'in yükselişi, Çin ile ABD arasındaki ikili ilişkilerin siyasi temelini zehirleyen McCarthyism'in geri dönüşüne yol açtı” şeklinde ifadeler yer aldı.

Çin basınında yer alan bilgilere göre, ABD, 2018 yılından beri hiçbir rasyonel gerekçe göstermeden 20 Çinli gazeteciye vize vermeme kararı aldı. Washington, geçtiğimiz şubat ayında da beş Çinli medya kuruluşunun ABD'deki şubelerini "yabancı misyon" olarak tanımlamış, daha sonra da bu şubelerin çalışan sayısını kısıtlamıştı. Bu uygulamalar nedeniyle 60 Çinli gazetecinin ABD'yi terk etmek zorunda kaldığı belirtiliyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar