Wushu aile sporu mu?

Son günlerde Wushu Federasyonu ile ilgili çeşitli iddialar gündeme geldi. İddialar esas olarak başkan baba, hakem anne ve sporcu kız üzerinde yoğunlaşıyordu. Bu iddiaları tartışacak durumda değilim, ancak federasyondan yapılan açıklamadaki bir söze takıldım. Açıklamada, “Wushu aile sporudur” deniyordu.

Eğer aile üyelerinin farklı görevler aldıkları bir yapıdan söz ediyorsak, bütün spor dalları “aile sporu” olabilir. Ancak “aile sporu” kavramından birlikte spor yapmayı anlıyorsak, buna en uygun olan birlikte yürüyüş yapmak veya yüzmeye gitmektir.

WUSHUNUN KÖKÜ

Çin'in büyük şehirlerinde günün ilk ışıkları ile parkları dolduran emekliler, müzik eşliğinde dans ve jimnastik yaparak hangi yaşta olurlarsa olsunlar yaşama sıkı sıkıya sarıldıklarını göstermek isterler. Parkın geniş bir bölümünde ise ağır hareketlerle, bir nevi gölge boksu yapan insanlar dikkat çeker. Tai chi denilen bu spor esas olarak sağlık amaçlı kullanılan, gerginlik ve stresle ilgili problemleri ortadan kaldıran Çinlilere ait bir dövüş sanatıdır ve Çin'in ünlü Shaolin Tapınağı'nda doğmuştur. Ülkenin orta kesimindeki Henan eyaletinde bulunan Shaolin Tapınağı'nda daha sert bir spor dalı olan kungfu da doğdu ve tai chi'yle paralel olarak gelişti. 

Çin'de yaklaşık 40 yıldır sürdürülen reform ve dışa açılma politikaları ve bunun beraberinde getirdiği değişimler insanların, hatta yönetimin zaman zaman köklere sarılma ihtiyacını ortaya çıkardı. Çin yönetimi toplumda oluşan farklı katmanlar arasında dengeyi sağlayabilmek için Konfüçyüs'e sarılmak durumunda kaldı, hatta liderler bazı konuşmalarında Konfüçyüs'ten alıntılar yaptı. Çin Komünist Partisi de hedeflerinden birini "uyum toplumunun" oluşturulması olarak belirledi.  Konfüçyüs, M.Ö altıncı ve beşinci yüzyıllarda şiddetin ve toplumsal düzensizliğin hakim olduğu bir çağda uyum ve düzen için atılması gereken adımları öğretmişti. 

Bir zamanlar Shaolin Tapınağı'nda imparatorları korumak için özel muhafızlar yetiştiriliyordu. Günümüzde ise yeni zenginleri koruyanlar kungfu öğreniyor. Ancak kungfu, modern adıyla wushu, günümüzde yalnızca bir dövüş sanatı değil, aynı zamanda olimpiyatlara da giren bir spor dalı.  Wushu, dövüşlü bölümü olan sandra ve estetik ile jimnastiğe dayalı Taolu bölüm olmak üzere iki kısımdan oluşuyor.

Çin'in wushuda iki yönlü avantajı var. Birincisi, kungfu gibi sporların Çin kültüründe derin kökleri bulunuyor, ikincisi de devlet bu spor dallarını desteklemeyi bir politika olarak benimsemiş durumda. Aklıma bir örnek geldi, Dünya Halter Şampiyonası'nda yarışması için Türkiye'nin 500, Çin'in ise 500 bin kadar sporcu arasından seçim yaptığını düşünürsek, madalya sayısındaki farkın rastlantı olmadığını söyleyebiliriz.

“AHBAP ÇAVUŞ SPORU”

13 yıl önce Beijing’deki bir turnuvada Türk takımı mini bir skandala imza atmıştı. Türkiye kungfuda 2008 olimpiyatlarına katılma hakkını bir vahim hatayla kaybetti. O dünya şampiyonasında 70 kiloda yarışan, daha doğrusu yarışamayan Türk wushucu Mehmet Karaburk, Japon rakibi ile yapacağı karşılaşmaya çıkmadığı için elendi.

Milli takım yetkilileri bu karşılaşmanın kendilerine verilen programda yer almadığı gerekçesiyle itirazda bulundu. Ancak gerek oyuncular, gerekse de çalıştırıcı ve yöneticiler arasında İngilizce veya Çince bilen yoktu. Bu durum, bir Türk sporcusunun olimpiyata katılamamasına, belki de madalyasına mal oldu. Yani aile sporu ile “ahbap çavuş sporu” kavramları karışmıştı.

Önceki ve Sonraki Yazılar