Sırrı Cumhuriyet...

Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaş’ından yenik ayrılmış, tek çare olarak görülen barış anlaşmasının hükümlerine boyun eğmek zorunda kalmıştı. Limni Adası’nda imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla esaret kabul ediliyor ve vatan elden gidiyordu.

İtilaf devletleri karadan ve denizden geçemedikleri Çanakkale’den, antlaşma hükümlerince silahlarla yüklü gemilerini hiçbir engelle karşılaşmadan geçiyor ve İstanbul Boğazına demirliyordu. Ayrıca antlaşmanın 7. madde ‘’İtilaf devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa, herhangi bir stratejik noktayı işgal edebileceklerdir.’’ ile 24. Madde: ‘’Vilayet-i Sitte’de (Altı Doğu Anadolu İli - Van- Bitlis-Elazığ-Erzurum-Sivas-Diyarbakır) bir karışıklık çıkarsa, buralar işgal güçlerince mazeret göstermeksizin işgal edilebilecektir.’’ uyarınca yurdun büyük bir bölümü emperyalist ve işgalciler tarafından ele geçirilşiyordu. Üstüne üstlük Yunanlıların ateşkes antlaşmasına dahil edilmemesi hükmü çiğneniyor ve Yunanlıların İzmir’i işgaline karar veriliyordu.

Saray kendi can derdine düşmüş verilen her emri yerine getirmekteydi. Saltanatını, tacını ve tahtını elinde tutmaya çalışan Vahdettin, itilaf devletlerinin adeta oyuncağı haline gelmişti.

***

İtilaf devletleri, Osmanlı Devleti’neSamsun’da meydana gelen olayların bastırlması ve güvenliğin sağlanmasınışantajlı bir dille talimatlandırıyor, emrin yerine getirilmesmesi durumunda Samsun’un işgal edileceğini belirtiyordu. Tarihin akışını ve ulusunun kaderini değiştirecek olay, Samsun’daki olayların bastırılması için Mustafa Kemal Paşa’nın dokuzuncu ordu müfettişliğine atanması ve Samsun’a gönderilmesiyle başladı. Böylece Kurtuluş savaşı da başlamış oluyordu.

Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasını temel ilke olarak belirleyen Mustafa Kemal, milli egemenliğe dayanan kayıtsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmanın planlarını yapıyordu. Ata, Samsun’a adım attığında hedefi belliydi...

Ya İstiklal Ya Ölüm...

Yedi asırdır hüküm sürenOsmanlı Devleti’ninpadişahına ve halifeyeherşeyiyle bağlı bulunan millete içinde bulunulan durumu anlatmak hiç kolay değildi. Hele Padişahın ve hükümetin kendi saltanatını korumak için vatanı sattığı, bu durumda yeni bir devlet kurulması gerektiği fikri çok benimsenmeyecekti. Din ön plana çıktığında ise halifeyi eleştirmek bile sizi dinsiz, vatan haini yapabilirdi.

Halk İstanbul hükümetinin savunduğu İngiliz korumasını veya Amerikan Mandasını istiyordu. Üçüncü bir şık da bölgesel kurtuluş reçetesiydi. Ancak Mustafa Kemal Paşa milleti ve orduyu tam bağımsız bir Türk Devleti kurulması fikrine inandırmayı hedefliyordu.

Amasya,Erzurum ve Sivas kongreleri, Cumhuriyete giden yolun mihenk taşlarıdır. Burada alınan kararlarla önce milletin birliği sağlanmalıydı.

Sivas Kongresi’nde alınan “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.

Her türlü yabancı işgaline ve müdahalesine karşı millet hep birlikte direniş ve savunmaya geçecektir.

Manda ve himaye kabul olunamaz.” gibi kararlar Mustafa Kemal’in korkusuzluğunun, kararlılığının bir göstergesi olarak ortaya çıkıyordu.

Bu yolculukta iç ve dış bir çok engelle karşılaşan Mustafa Kemal hepsiyle başa çıkmayı bilmiş, kurtuluş savaşı boyunca bir yandan düşmanla çarpışırken diğer yandan çıkan 30 isyanla mücadele etmiştir.

***

İmkansızı başaran, adeta bir ülkeyi küllerinden yaratan, tüm dünyayı kendine hayran bırakan büyük asker büyük devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ü satırlara sığdırmak tabiiki imkansız.

Türk milleti açlık, yokluk ve sefalet içinde yıllarca süren savaşlardan zafer ile çıkmıştır. Bu her millete her komutana nasip olmayan bir durumdur.Ordu, silah ve cephane yok denecek kadar az , halk yiyecek bulmakta bile güçlük çekiyordu.Bu durumda bileaskerlerine ve milletine savaşmayı değil ölmeyi emreden komutan hangi ilahi gücün etkisi altındadır? Öleceğini bile bile düşman üzerine süngü veya dirgen ile atılan millet nasıl bir koruyucunun etkisindedir?

Mustafa Kemal kitabı nutukta manevi derece bakımından kendini ‘’hazret-i evvel ‘’ olarak adlandıran Abdülkerim Paşa’dan bahsederken, Pek namuslu, gayretli ve temiz kalpli vatansever biri olduğunu ayrıca bir tarikata bağlı ve bazı tekkelere devam ettiğinin bilindiğini ifade etmektedir. Ayrıca bu zatın kendisinesine ‘’Kutbu’l-akbad’’ dediğini söyler. Bunun da Nutuk’un sırlarından biri olduğu belirtilir. 18 Mayıs 1911’deAbdülkerim Paşa’ya Gelibolu’dan gönderdiği mektupta, ‘Seni gören, seni seven, senin mucizat-ı meveddetini müşahade eden… Selanik Meydan Dedesi bu fakir Kemal…’ diyerek kendisini Selanik Meydan Dedesi olarak tanıtmıştır. Bu mektup yer alan kelimesi meydan dedesi kutbu’l-aktab olarak yorumlaşmıştır.

‘’Kutbu’l-akbad’’ Tasavvufta, âlemde Tanrı iradesini temsil eden ve erenlerin en ulusu olan anlamını taşır.

Sizce de yokluklar içinde gerçekleşen Kurtuluş Savaşı’nda zafere kavuşan bir milletin ve ordusunun komutanının ilahi bir güce sahip olduğu inkar edilebilinir mi?

Bazı araştırmalarda da Atatürk'ün hem anne hemde baba tarafından Mevlevi Şeyhlerinden geldiğini belgelenmiştir.

“1919 Yılı Mayısı’nın 19. Günü Samsun’a çıktım” diye başlayan, Nutuk’u yazan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de 19 harften oluşu ne kadar tesadüftür? Türk Milletini asil ırk olduğunu belirten “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü de 19 harften oluşmaktadır. Bu konuda bir çok araştırma yapılmış ve 19 sayısının nutukta ne gibi sırlar sakladığı çeşitli kişler tarafından dile getirilmiştir. Ne kadar işnanır veya inanmadığınıza bu konuda yapılan araştırmaları okuduktan sonra karar verin.

Birçok kaynakta da Atatürk’ün evliya olduğu iddaa edilir. Bunlardan bir taanesi de Hacı Ah met Kayhan Hoca’dır. Hacı Ahmet Kaya adlı bir Kâdirî şeyhinden Tasavvufî eğitimi alan ve Ehlibeyt sevgisi herkesce bilenen Hacı Ah met Kayhan Hoca’nın 'Atatürk evliyadır ama Atatürk'ü iyi tanı. Nutuk'u bir daha oku ve evliyalığın ne olduğunu da iyi anla. Evliyaları sadece, sünnet sandıkları kocaman sakal ve sarıkta arayanlar elbette Atatürk'ün evliyalığını anlayamazlar." sözleri, dini bütün gözüküp Atatürk’e küfredenlere ithaf olunur.

***

Yurdun dört bir yanı işgal edilmiş, Osmanlı Devleti’nin üzerine karanlık çökmüş halk yok olma tehlikesini ensesinde hissediyor. Mavi gözlü dev Bandırma vapuruyla Samsun’a güneş gibi doğuyor. Bir milleti ayağa kaldıracak Kurtuluş Savaşını başlatıyordu.

Osmanlı Devleti’nin temellerinin çöktüğünü ve sonunun geldiğini bilen Mustafa Kemal, milleti bir arada tutabilmek için padişah ve halifeye bağlı kalmanın şart olduğunu söylüyordu. Türkiye Cumhuriyetini kurma amacına ulaşana kadar bu sırrını açığa vurmayacaktı.

Mustafa Kemal Nutuk’ta Mili sırrı şu sözlerle ifade ediyor

Bu son sözlerimi özetlemek gerekirse, diyebilirim ki,

Ben milletin vicdanında ve geleceğinde hissettiğim büyük gelişme kabiliyetini, bir millî sır gibi vicdanımda taşıyarak, yavaş yavaş bütün bir topluma uygulatmak mecburiyetinde idim.

Parçalanan bir vatanı terar inşaa ederek, bağımsız ve hür yaşamamızı sağlayan ulu öndere ne kadar saygı göstersek az. Bu günlerde çatlak seslerin fazla çıktığı bir dönemi yaşasakta, Atatürk’ün ilke ve devrinlerini sonuna kadar yaşatmaya kararlıyız.

Önceki ve Sonraki Yazılar