O Fotoğrafı, O’ndan Ayıran Tarih…

23 Mayıs 1996…

Deniz kenarında büyümenin bazı getirileri kadar, götürüleri de varmış...

Deniz kokusu, yosun kokusu almak; bazı gecelerde yakamozları izlerken; bedeninizin  titremesi sizi bir anda başka bir boyuta taşır...

O beden artık o ışıklarla birlikte vals etmeye başlar; yakamozlar sizi alıp götürür sessizliğin derinliklerine...

Rahmetli Tanju Okan'ın dizeleri sizi büyüler; gençliğin gözünün önünden bir film şerdi gibi geçiverir...

Tanju Okan yazdım ya; aklıma düşüverdi...

whatsapp-image-2020-05-23-at-00-38-52.jpeg

O zamanlar Egenin İncisi, Ege'nin En büyük Gazetesi Yeni Asır Gazetesi'nde çalışıyorum...

Bazen adliye koridorlarında, bazen trafik kazalarında, bazen de belediye başkanı  toplantılarını izliyorum.

Hafızam hata yaptırmıyorsa, o zamanlar Yeni Asır Gazetesi Haber Müdürümüz Ender Coşkun beyefendi...

Gür, gür olduğu kadar da tok sesiyleeeeeee:

"Abadannnnnn, Urla İskeleye haydeeeee."

Oooo Ender Coşkun sesleniyor...

Ne zaman sesini duysam uzaklardan hemen ''Hazırol''a geçerim...

Habere gideceğim yaa...

Makinanı  çantama yerleştiriyorum, bir annenin bebeğinin çantasını hazırladığı gibi...

Objektifimi severek, makinamı öperek...

Elime bir not tutuşturan Ender Coşkun'a sevgi dolu baktığımı hatırlar gibi oldum; hatta yüzümde hınzır bir gülümseme ile sizlere bu satırları yazıyorum...

Tuşlara sert vurmam kesildi, sanki parmaklarım klavyede uçuyor gibi şu anda...

Sanırsın ki parmaklar...

Ludwig Van Beethoven'ın The Creatures of Prometheus'unu icra etmekte...

Ve Abadan Ahtapot İsmail'in arabasında...

"Babacım...

Urla İskele'ye gidiyoruz...

Tanju Okan'ın fotoğrafları çekilecek; haberi hazırmış" deyiverdim...

whatsapp-image-2020-05-23-at-00-38-53.jpeg

Bir yanda kalp çarpıntısı, bir yanda ben ne "pok" yiyeceğim kaygısı ve kan dolaşımım...

O da şaşırmış durumda...

Sağ karıncıktaki kirli kanım,  akciğer atardamarı aracılığı ile akciğerlere pompalanacak da; akciğerlere gelen kan oksijenden zenginleşecek de temizlenecek.

Ölme eşeğim ölme...

Kanım bile Tanju Okan'ın ismini duyunca şaşkına döndü; işte o hisler içerisindeyim...

Arabamız uzayıp giden bir tahta iskelenin önünde durdu...

İskeleden yürürken tahtaların çıkardığı gıcırtı; o nem kokusu ve yosunla bütünleşmiş tahta iskelenin bacakları...

Sanki büyülü bir yolda ilerliyorum; O yol, O'nun anılarını, o tahta iskelede saklıyor gibi geldi...

Bir anda O’nun anılara basmak...

Anılarını ürkütmek Tanju Okan'ın...

Parmak uçlarımda bir balet edasıyla yürümekteyim O'na doğru...

O'na gideken ki yol bana bir asır gibi geldi...

Bir tahta masa, üzerine eski tarihli bir gazete serilmiş...

Başı önünde ama aşkından kalbi masada duruyor gibi...

Bir çay bardağında rakı, ufacık masmavi mezeliklerde az beyaz peynir, biber ve O'nun resmini dayamıştı, su bardağına...

Kaskatı kaldım...

Ne diyeceğimi; O'na nasıl sesleneceğimi bilemedim...

Zaten seslenesim de yoktu açıkcası...

O'nun resmini izlerken ki; gülümsemesi bana yetmişti de artmıştı bile...

Başını kaldırdı:

"O apranti sen misin?" dedi...

Ne desem bilemedim; ben hayatımda hiç daha önce ata binmedim ki...

Bir de atların kamçılanmasına uyuz olurum zaten...

O'ndan iyi mi bileceksin dedim...

Ve evet benim deyiverdim...

Geç otur dedi...

O büyüleyici, mükemmel ses tonuyla...

Ellerim o kadar titriyordu ki, sandalyeyi masaya çekmem sanki yıllarımı almış; saçlarıma kır düşürmüştü...

"- Şimdi içkiyi bırakacağım...

- Madem ki aprantisin...

- Özel bir kare olsun sana..."

Anam anam, güzel anam...

Tanju Okan'ı gülerken görenleriniz vardır; sol dudağının kenarından dudağı yukarıya doğru açılır.

Şimdi aklıma geliverdi...

Ben sizlere bu satırları ulaştırırken…

Kadehinden bir fırt daha aldı..

Soluklandı…

Eli fotoğrafa uzandı, belki de dudakları O’nu aradı ama bulamadı…

Boşluğa, denize sonsuzluğa doğru baktı…

Bana hazır mısın derken;

Artık ellerim titremiyordu artık...

Konsantre olmuştum, O’nun beyninin içine girmiş ne yapacağını hissetmiştim..

Gazeteyi iki kenarından tuttu, bir anda yukarıya doğru kaldırdı gazeteyi…

Kadeh, O fotoğraf ve meze tabakları havadaydı…

Deklanşöre 2-3 kare basıvermiştik, soluk soluğa…

Nereden nereye geldik; saçma sapan şeyler yazdıklarım ben de bunun farkındayım ama bazen anıları paylaşmak gerekiyor; onları tazecik, dalında tutabilmek için…

23 Mayıs yaklaştı ya belki de ondandır…

23 Mayıs 1996…

O fotoğrafı O’ndan ayıran tarih…

whatsapp-image-2020-05-23-at-00-38-53-1.jpeg

***

Tanju Okan, 1996 yılında sahnedeyken,  "Kadınım" şarkısını seslendirdikten sonra fenalaşıp, hayata gözlerini yumdu. O, yaşarken de ölürken de, Amerika uçağına bindikten sonra bir hayalete dönüşen Zerrin'ine hasretti...

Önceki ve Sonraki Yazılar