Tütün Kullanımının Tarihçesi

Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni…

Merhaba, hakkında şarkılar yazılan, kimi zaman yalnızlığa, derde, aşk acısına yoldaş olarak görülen sigaranın gizemli tarihçesine bir yolculuk yapalım istedim sizlerle…

"Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni

Gitme, gitme gittiğin yollardan dönülmez geri

Yokluğuna ah yol yol olsa uzasa unutmam seni

Gitme, gitme gittiğin yollardan dönülmez geri

Gitme, gitme el olursun sevdiğim incitir beni

Akşam vakti sardı yine hüzünler

Kalbim yangın yeri gel kurtar beni senden

Akşam vakti dolaştım sokaklarda

Yırtık bir afiş seni gördüm duvarda

Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni

Yokluğuna ah yol yol olsa uzasa unutmam seni"

Pek çoğunuz sever ve söylendiğinde mırıldanır bu şarkıyı.

Bu yazının sigara içimini teşvik amaçlı olmadığını, sağlığa verdiği zararın altını çizelim önce. Bu yazı tütünün ilk kullanılmaya başlandığı günden bugüne serüvenini anlatıyor…
Bu satırları okuyup paylaşarak bu yolculuğa siz de katılmak isterseniz haydi başlayalım.

Tarihte tütün ile ilgili ilk bilgi Mısır’a ait. Mısır’ın ünlü mumyası, M.Ö. 1300’den kalma II. Ramses, 1979’da Paris’te bilim adamlarınca incelendi. Birçok bitkiyle doldurulmuş bağırsaklarında kıyılmış tütün yaprakları da bulundu. Eski Mısır’da tütün içilmediği bilinse de, bu buluş tütün bitkisinin varlığını kanıtlıyordu. Ama bilindiği kadarıyla tütünü tüttürerek ilk içenler Kızılderililerdi.

ramses2.jpg

1492 yılının Kasım ayında Küba’ya yaklaşan Kristof Kolomb’un gemisinde Rodrigo Yerez adlı bir İspanyol Yahudi’si de vardı. İspanya’da Yahudilerin sürgün edildiği bu yılda Rodrigo gemiye İbranice, Arapça, Keldanice bildiği için alınmıştı, çünkü ada halkından bu kadim dillerden hiç olmazsa birini bilenin çıkacağı umuluyordu. Yerez yurduna döndüğünde ağzından burnundan duman çıkıyordu. İlk tütün tiryakisi beyaz adam, içine şeytan girdiği suçlamasıyla hapsedildi ve tütün tanınana kadar hapiste kaldı.

Tütün bilimsel adı “Nicotiana tabacum”un tabacum kısmını Orta Amerika Tabago adası ya da Yukatan’ın tütün bölgeleri Tabaco ve Tabasco’dan almıştır. Nicotiana ise Fransa’nın Portekiz elçisi Jean Nicot’nun (1530-1600) adından gelir; tütünü 1560’larda Fransa’ya getiren odur.

Tütün önce süs bitkisi olarak bahçelere ekildi, sonra öksürük, astım, baş ağrısı, kusma, aybaşı ağrılarına iyi geldiği iddia edildi. Doktorlar tütün yetiştiriyordu, hatta Vatikan’ın bahçesine de dikilmişti.

 

Avrupa’da tütün…

Tütün İtalya’ya 1615’de girdi ve Venedik’te 1622’de olmak üzere şehir devletlerinde vergiye bağlandı. Otuz Yıl Savaşları tütünün yayılmasında büyük etken oldu. İsveçliler tütünü 1630’da savaşa katılarak öğrendiler. Savaşın sonunda “bir kısmı tütünü içer, bir kısmı yer, bazıları burnuna çeker, kulağına sokana tesadüf etmediğime hayret ediyorum… Her biri onu niçin kullandığı ve niye kendisine iyi geldiğini söylemeyi iyi bilir. Bir kısmının gözlerine kuvvet verir, diğerinin dimağını açar, diş ağrısını, kulak uğultusunu def eder, uykusuzluğu, susuzluğu önler…”diye yazan Alman yazar Grimmelshausen tütünün ne derece yayıldığına tanıklık ediyordu.

Fakat savaştan sonra yasak dönemi geldi. Alman şehirlerinin çoğunda tütün yasaklandı. Eczane dışında satışına ve kullanılmasına cezalar getirildi. Yasak 1634’de Rusya’ya girdi; tütün içenlerin burnu yarılıyor, kırbaçlanıyorlar, mallarına el konuyordu.

 

Ve tütün Türk Topraklarına Ulaşır…

Tütünü Osmanlı topraklarına 16. yüzyılın son yıllarında Cenevizli tüccarlar getirdi. Garip gelse de, Cenevizliler tütünü birtakım hastalıkların tedavisinde kullanılan bir çeşit ilaç olarak tanıtmışlardı. Böylece kısa sürede, sağlıklı kalmak isteyen herkes çubuk sahibi oldu! İçiciliğin ardından üreticiliğe geçiş de fazla uzun sürmedi. Osmanlı topraklarında tütün tarımı ilk olarak Makedonya, Kırcaali, Yenice’de; Anadolu’da ise Bursa, Avunya, Söke, Foça ve Akhisar’da başladı. Anadolu toprağına çok iyi uyum sağlayınca da uluslararası pazarlarda “Türk Tütünü” ya da “Şark/Oriental Tütünü” (Turkish/Oriental tobacco) adıyla en çok aranan tütün türlerinden biri oluverdi.

Tütünün yüzyıl arayla pipo, enfiye, puro ve nihayet sigara evrelerinden geçişi tütün kullanımının benimsendiği toplum katmanlarıyla alakalı bir konuydu.

Bugünkü sigara paketine ulaşmak Türkiye’de elbette kolay olmadı. Tütün, Saatli, Anahtarlı vb. markalar altında ve ikramiyeli 25 dirhemlik paketler halinde satılıyordu.

Hacı Şeyhoğlu Ahmet Kemal, 1905’de 78 yaşında ölen, yani sigara öncesi tütün dönemini gören dostu Halil Efendi’den nakleder:

“Bir gün tütüncüye gittim. Her günkü gibi on para ile tütün kesemi uzattım. Tütüncü: “Halil Efendi, bugünden itibaren bandrol kondu, paket içinde satılacak, paketi 30 para amma ikramiyesi var. Belki bedava içersin” dedi. Ben hiddetlendim, ‘Görmeden alınan tütün nasıl içilir,’ dedim. Tütüncü, istersen beş para daha ver paketi kesip yarısını vereyim deyince 12,5 dirhem tütünü 0,375 santime almak çok ağır geldi. Bunun üzerine öfkelendim, otuz senedir geceli gündüzlü içtiğim tütünü o anda terk ettim.”

 

İlk Filtreli Türk Sigarası: Samsun

Yönetim 1885 yılında kurulan Cibali Sigara Fabrikası’na yenilerini katma gayretindeydi. Zamanın anlayışına göre 500 veya 10’luk paketlerde sigara satılırken, paket alamayanlar için İkiz adıyla açık olarak ikisi bir arada satılan sigaralar hazırlanıyordu.

1935 yılında teneke kutuda satılan Gazi sigarasının ambalajı ve adı değiştirilerek Samsun adıyla piyasaya verildi. İlk filtreli sigara da 1959 yılında 300 kuruşa satışa çıkarılan Samsun’dur.

Bu dönemde Türk tütünü dünyaca ün kazanmıştı. ABD’de bir tütün ithalatçısı, Fuad Mehmet’e şunları anlatmıştı:

“On beş seneden beri sizin tütünlerinizle meşgulüm. Harb-i Umumi’de tütünlerinizi almak imkânı kalmadığından müşterilerimize tütün beğendirmekte çok müşkilât çektik. Türk tütünlerine müşabih tütün yetiştirmek üzere birçok kıtalarda tecrübeler yaptık. Fakat muvaffak olamadık. Yalnız Kore’de yaptığımız tecrübeler bize ümid vermişti. Lâkin bunların da nefaseti sizin tütünleriniz kadar değildi. Müşterilerimiz bunu pek güzel takdir ediyorlardı. Amerika, tütünleriniz için çok ve geniş ihracat mahallidir.” (Fuad Mehmet, Amerika’da Türkler ve Gördüklerim, İstanbul, 1925).

1961’de mentollü Çamlıca ve 1969’da Samsun’un rakibi Maltepe piyasaya verildi. Uzun filtreli ilk sigara olarak da 23 Ekim 1971’de uzun Maltepe çıkarıldı. Filtreli sigara içmek ise herkesin harcı değildi.

İlerleyen yıllarda sigara çeşitliliğinde çok hızlı bir dönem başladı ve Tekel; Meclis, Subay, Astsubay, Asker, Köylü, Birinci adlarıyla birçok kesim için sigara üretimine geçti.

 

Sigara, yaşamın her alanında sosyal statüyü ya da siyasi görüşü anlatıyordu!

Birinci solcuların sigarasıydı. 1976 yılında Maltepe paket deseninde yapılan değişiklikten sonra paket üstünde Nazi gamalı haçı bulunduğu, Bahar paketinin deseninin ise Mao’nun yüzü olduğu dedikoduları bile yayıldı.

Tekel 1977 yılında Yeni Harman’ın üretimine son verdi. Bu yıllarda tütün üreticisi Türkiye’de kaçak sigaralar her yerde satılırken, Türk sigarası bulunmaz oldu, Bulgaristan’da fason sigara yaptırılmak zorunda kalındı, “hakiki” Samsun tezgâh altına indi. Ardından yasal izinle 1984’de yabancı sigara ithali başladı, 1988’de Tekel, “dünyaca ünlü Türk ve Amerikan tütünlerinden üretilen” Tekel 2000’i piyasaya verdi. Philip Morris ortaklığı ise 1992’de üretime başladı.

Biraz daha ayrıntılara girelim içinde anılar olan…

Yurt dışına gidenlere sigara siparişi verildiği dönemler oldu. Bu sigaraların ayrı bir sosyal imtiyaz sağladığına inanıldı. Yurtdışından getirilen “Pallmall” ya da “Kent” marka sigaralar sokakta gömleğin göğüs cebine görülebilecek şekilde konur, karşınızdaki kişinin “vaaaaay demesine olanak verirdi.

Yabancı sigaralar hayatın içine o kadar girmişti ki, seyyar tombalacılar ellerinde ki torbadan bu sigaralar için tombala çektirirlerdi.

Yaşı yetenlerin kulakları mutlaka çınlamıştır tombalacıların “Kent vaaar Marlboro vaaaar” şeklindeki kısık sesle pazarlamalarına.

 

Peki ya yerli sigara?

Halk en çok filtresiz “Bafra”“Birinci”“Sipahi”“Yenice”“Bahar”“Gelincik” ve “Yeni Harman” sigaralarını içerdi ki, bugün bunlar arasında aklımıza ilk geliveren “Birinci”dir.

Sigara paketlerinin içerisinde bulunan ve sigaraları birbirinden ayıran kağıt parçalarına, gömlek cebindeki kalemle ne şiirler yazıldı, ne alışveriş listeleri hazırlandı bir bilseniz.

Tekel tömbeki tütünü de satmaya başlamıştı. Burada Tömbeki tütününe ayrı bir bölüm açmak istiyorum.

Şöyle ki,

Tömbeki mamulü, tütünün dumanını içerek kullanım şekillerinin son halkasını oluşturur. Bilindiği gibi tömbeki fabrikasyonu diğer dumanlı mamullerden farklıdır. Üretimi tamamen bir atölye uygulaması ile yapılıp, yoğun el emeği ile ortaya çıkar.

Tütünün dumansız kullanım mamulleri çiğneme, emme ve enfiye tütünü olarak adlandırılan yapıtlardan ibarettir. Tütünün çiğnenerek ve emilerek kullanımı tarzı ilk önce denizciliği gelişmiş ülkelerde başlamıştır. Buna da neden eskiden gemilerin ahşap yapımlı ve her zaman yangın çıkma olasılığın yüksek olmasıdır. Hatırlayın izlediğiniz filmlerde gemicilerin çiğneyip tükürdüğü tütünleri.

Tütünü dilin altına veya çene ile yanak arasına yerleştirilerek tedricen emilen yapıt, emme tütünüdür. Mamul, tütün tozunun özel bir yapıştırıcı ile karıştırılması sonucu küçük topçuklar haline getirmekle oluşturulur.

 

Yolculuğumuza yabancı sigaralar ile devam edelim…

1984 yılına kadar yolcu beraberinde yurt dışından getirilen veya başka yollardan ülkeye bir şekilde giren sigaralar alenen satılamazdı.

Turgut Özal döneminde yasallaşmasıyla birlikte yabancı sigaralar her yerde bulunmaya başlandı ve bu sigaraların gömlek cebindeki gösterişi, cakası, ihtişamı azaldı.

Belki bugün bazılarının isimlerini bile unuttuk. Biz yazınca aklınıza gelir. Pall Mall, Kent, Lark, John Player Special, Lord, L&M, Stuyvesant, Chesterfield, Benson, Dunhill, Salem, Camel, Gauloises, Gitanes, HB…

Gauloises ve Gitanes Fransız malıydı. Gaulosis paketinin üzerinde Kelt Miğferi amblemi vardır.

Günümüzde Gaulosis Blondes liberte toujours diye bir paketi vardır ve “ben özgürüm” ya da “sonsuz özgürlük” ifadesi taşır. Sigara satılsın diye ne çok anlamlar yükleniyor değil mi?

Bu sert sigarayı Alain Delon'un Le Samouraï ya da Kızgın Güneş (Plein Soleil) filmlerinde içerken görmüşsünüzdür. Mavi paketin üzerinde dans eden bir çingene kadınının resmi vardı. Bu iki Fransız sigarasının içimi de gerçekten serttir.

Yabancı sigaraların pahalı olması nedeniyle bazı tiryakiler beleşçilere pahalı sigarayı kaptırmamak için üzerlerinde iki paket taşırlardı. Paketlerden biri yerli ve ucuz sigaraydı ki, birisi sigara istediğinde onu verirlerdi. Ancak kendi içecekleri zaman mümkün olduğunca etrafa göstermeden gizledikleri yabancı sigara paketinden bir tane alıp yakarlardı.

 

Aileniz sigara içtiğinizi öğrenmesin kaygınız varsa!

Annelerden kaçmanız biraz zordu tabii ama yine de özellikle babanızdan kurtulmak için çorabın konç bölümüne gizlenen sigara paketleri vardı.

Öğrencilerin evden çıkarken cep kontrolü sırasında yakalanmalarını önlemeye çalışan bu sistemde sigara paketi çorabın içine gizlenirdi. Aile büyüklerinden sigara içtiğinizi öğrenmelerini engelleyen bu sistem otlakçılar için de iyi bir numaraydı aslında. Defalarca şahit olurduk “sigaram yok ben de başkasından otlandım” diyaloglarına. Otlakçı gittiği zaman çoraba gizlenen paketten bir tane yakılır hatta sevdiğiniz arkadaşınıza da ikram ederdiniz. Bu aynı zamanda arkadaşınıza değer verdiğinizi göstermenin de ilginç bir yoluydu. Bu saklama yöntemine bugüne kadar yaygın bir şekilde başka hiçbir ülkede rastlanmadığını da notlarımız arasına ekleyelim. Bize özgü denilebilir.

Evet biraz uzun bir yazı olduğunun farkındayım ama tütün ve sigaranın tarihçesini en azından bir bölümüyle paylaşalım istedim sizinle.

Kim bilir belki devamı da gelir yazımızın çünkü o kadar uzun bir konu ki bu.

En başta da söylediğim gibi amaç sigara kullanımını teşvik değil sadece bu konu ile ilgili tarihe bir not düşmek…

Sigara Sağlığa Zararlıdır!

unnamed.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar