Prof. Dr. Ahmet İnam

Prof. Dr. Ahmet İnam

GÖĞE BAKTI İBRAHİM

      Göğe baktı İbrahim. Gökyüzünde ülkesini aradı. Bulamadı. “Bu ülkenin şairi, edebiyatçısı, sanatçısı, düşünürü, bilim insanı, maneviyatı yaşadığını sananı,  yeryüzünün vıdı vıdısı içinde yitip gitmiş olmalı” diye düşündü. ”Bu toprakların geleceğe, sonsuzluğa, göğe yolladığı eserleri olmayacak mı? Binlerce yıldır Anadolu’dan yükselen insan çığlığının manevi gücü tükendi mi? Göğe bırakacağımız izimiz yok mu artık? Gökyüzünde Türkiye’nin yeri yok mu?”

      Yolda düşüncesini açtığı laptopundan gözünü ayırmayan bir arkadaşı küçümseyici bir gülüşle eleştirdi İbrahim’i: “Göğe bakma İbrahim. Gökte bizim bir iki haberleşme uydumuz olabilir ama asıl dünyayı yönetenlerin uyduları ve uzay gemileri var. Senin gibi adamlar boş boş göğe bakacaklarına uzay teknolojisine katkıda bulunacak çalışmalar yapsa Türkiye’nin gökyüzünde bir yeri olabilir. Sen hâlâ göğü feleklerden oluşmuş, meleklerin dolaştığı ilahi bir alan olarak görüyorsun herhalde. Gök fizikseldir, İbo. Anla bunu. Şimdi göğe, ya amatör astronomlar ya da salak falcılar bakıyor; ha, bir de kalmışsa hâlâ romantik âşıklar. Koçum benim, aslan İbo’m, ne kadar salaksın. Senin gibi salaklar yüzünden bu ülkenin gökyüzünde izi yok. Yeryüzünde çalışmayı bilmeyenin gökyüzünde yeri olamaz.”

      İbrahim’i bu sözler incitti. “Göğü yalnızca fizik olarak gören, benim içimde de yalnızca iç organlarımın olduğunu sanır.” İbrahim, maddenin, kendi ötesinde neyi işaret ettiğini anlatmak için göğe baktı yeniden. Uzakta, çok uzakta bir yıldız göz kırptı ona. “Ülkemi bir gün oralarda göreceğim. Umudun olduğu yerde” diyordu ki kendi kendine, bir kapkaççı elindeki çantayı gözle kaş arasında alıp kaçtı. “Hiçbir kapkaççı bendeki Türkiye umudunu kapamaz” diye haykırdı ardından kapkaççının.
                                                              *
      Göğe baktı İbrahim. Bir edebiyatçı dostu dürttü onu hafiften, dalmış gitmişken göğe,”İbrahim beyefendi, siz de turfa müneccimler gibi göğe bakıp önünüzdeki çukuru görmüyorsunuz” dedi. “Çukur, siyaset midir sayın hocam? Neden siyasetçilerimiz arada bir göğe bakmazlar. İçine düştükleri çukur, onların üstlerini de kaplamış anlaşılan. Bakacak gök bırakmamış onlara.”   Gülümsedi İbrahim bu sözlerle dostuna. Şöyle devam etti: “Thales’i de biliriz, göğe bakarken düşmüştür çukura. Bizim ülkedeşimiz Turgut Uyar’ı da. Göğe bakma duraklarından, sevgilisiyle, bize göğe bakmayı öğretmiştir. Bizde birbiriyle çatışan kurumların yöneticilerine göğe bakmayı öğretmeli. Gökyüzü körü yöneticiler yeryüzünü yönetemezler. Dünyanın çukuruna, çamuruna, pılı pırtısına batıp, göğü ihmal eden, ruhu donmuş insanların bizi yönetiyor olmasından daha hazin ne olabilir?” “Güzel buyurdunuz İbrahim Efendi Hazretleri” diye yanıtladı dostu, “gök değil sizin baktığınız. Ham olan, olgunlaşmamış, bir maddeye bakmıyorsunuz, semâya bakıyorsunuz.”
                                                           *
      Göğe baktı İbrahim. Bilimle. Teknolojinin ışığıyla. Teleskoplardan. Bilgisayarlardan. Şu an yitip gitmiş nice yıldızın ışığı gelecek daha yıllarca bize. Varlık ve yokluğun harman olduğu bu enerji alanı bize ne anlatıyor? Evrende hareket var, Einstein’ın dediği gibi, ama evrende mânâ da var.  Benim ülkemin yeryüzünde nasıl bir mânâsı var? Bu mânânın evrene yansıyan ışığı var mı? Bizi yeryüzünde dışımızdaki ülkelere anlatan arkadaşlarımız mânâ zeminini unutmuyorlardır, umarım. Dışişleri Bakanlığımızın, Yurtdışındaki elçiliklerimizin göğe bakma durakları var mı? Düşündü, İbrahim.
                                                           *
      Göğe baktı İbrahim. Bu ülkeye göğe bakma durakları kurmalı. Kavgacı köşe yazarlarını, cerbezeli televizyoncuları, ebleh akademisyenleri, ezberci öğrencileri göğe baktırmalı. “Bakarlar da görmezler be İbrahim. Gören göz için, gökyüzü, içimizdedir. Seven âşık için sevgilinin gözlerindedir, gök. Göğe bakıp dursalar ne olur? Bir veli dayanabilir kapına göğe baktırma öğretmeni isen: “Çocuğum göğe bakarken ağzına kuş pisledi sizin yüzünüzden.” İnsanların birbirlerinin yüzlerine, gözlerinin içlerine bakmadığı bir toplumda göğe baksak ne görürüz ki? Büyük kentlerde birçok evin penceresinden gökyüzü görünmüyor zaten. İçindeki aykırı seslerden biri bunları söyledi İbrahim’e.
                                                              *
Göğe baktı İbrahim. Yanından geçen bir adam söylenip duruyordu:”Göğü kaybettim. Gören var mı?”

Önceki ve Sonraki Yazılar