Prof. Dr. Ahmet İnam

Prof. Dr. Ahmet İnam

Hukuk Sağlığı

Ülkemizin hukuk sağlığının yerinde olduğunu düşünüyor musunuz? Ben düşünmüyorum. Bu ülkede hukuk hasta. Bunu kırk yıla yakın lise ve üniversite düzeyinde ders veren, hüküm vermenin mantığı üstüne yıllardır araştırma yapıp kafa yoran bir akademisyen yazar olarak söylüyorum. Bu benim bu ülkeye karşı, bu dünyada sürüp giden yaşama karşı sorumluluğumdur.

Peki, hastaysa güvenmeyecek miyiz ona? Hastada olsa ona güvenmekten başka seçeneğimiz yok. Neden hasta hukukumuz? Sağlıklı hukuk ne demektir, önce hukukun sağlık ölçütlerini ortaya koyalım ki sağlığından söz edelim.

Şöyle bir düşünce de oluşabilir kafanızda: Peki hukukun sağlığı ne zaman bozuldu? Şimdi mi fark ettim hukuktaki hastalığı? Yoksa hukuk sağlıklı da bende mi hastalık? Neden şimdi söylüyorum hukuktaki hastalığı, yoksa kötü bir niyetim mi var? Şu an Türkiye’de görülmekte olan davaları, davalardan birini ya da bir kaçını etkilemek mi istiyorum?

Hukuk sağlığı sözünün daha önce kullanıp kullanılmadığını bilmiyorum. Batılı insan için bu sözü Eski Yunancadan çıkarak bizim dilimizde temisiyatri, örneğin İngilizcede themisiatry, Almancada die Themisiatrie, Fransızcada la themisiatrie olarak dile getirebiliriz. Söz, adalet tanrıçası, adalet ve yargıçlar tarafından verilen hüküm gibi anlamları olan themis sözcüğü ile sağlık, iyileştirme, şifa verme anlamlarına gelen ietreia sözcüklerinin birleşiminden oluşuyor. Üstelik Türkçe söylenişinde “temiz” sözcüğünü çağrıştırdığı için de dikkat çekici.

Yıllar sonra ortalık durulduğunda ülkemizdeki çekişmenin, bu çekişme içindeki insanların ne tarafta oldukları dikkatli gözlemciler tarafından daha net görülebilecek. Şu anda bence tartışmasız net görülen bir resim var: Ülke bir çekişme içinde.

Bir ülke çekişme içinde iken, iktidar da bu çekişme içinde ve yargı kurumunu şu ya da bu biçimde  etkileme gücüne sahipken hukuk sağlığından hamasi nutuklar atarak söz etmek pek de ikna edici görünmüyor.

Bir birey düşünün. Duygu fırtınaları içinde iken sağlıklı karar verebilir mi? Bir birey düşünün: Yıllarca tek yönlü eğitim almış, farklı yaşam biçimlerini, sahip olduğu değerlerden farklı değerleri anlamaktan yoksun; duyma, anlama, kavrama özürlü bu insanın sükunet içinde önündeki seçenekleri görerek, korkularının, nefretlerinin etkisiyle değil de aklın ışığında karar vermesi mümkün mü?

Sağlıklı hukuk, rasyonel karar verme ortamlarının olduğu yerlerde gerçekleşebilir. İnsan aklı,  mantıksal, eleştirel düşünme yolundan çok kolay sapabilir. Sağlıklı hukuk, adalet sağlığına sahip hukukçular tarafından gerçekleştirilebilir. Adalet sağlığı, öncelikle ahlak duygusuna bağlı olarak adalet duygusu taşımakla sağlanır. Bu ise çok küçük yaşlardan başlanarak çocuklarımıza insan sevgi ve saygısını aşılayabilmekle olanaklıdır. Bu çocuklar değerleri yaşayabilecek biçimde yetiştirileceklerdir: İçtenliği, dürüstlüğü, cesareti, ölçülülüğü somut durumlar içinde yaşayacak, tartışacak, kendinin ve diğer insanların başına gelenleri eleştirip onlardan öğrenmeyi öğrenecektir.

Sağlıklı hukuk, iki temel öğe üzerinde yükselir: Sağlıklı düşünme ve sağlıklı ahlak. Muhakeme yeteneğinde, değerlendirme yetisinde sorunları olanların düşünme sağlığı yerinde olamaz. Bunun için, hangi öncüllerden nasıl ne gibi sonuçlar çıkarabileceğini bilemeyen, mantıksal bütünlük ve tutarlılıktan yoksun olanlar, sağlıklı karar veremezler.

Sağlıklı hukuku gerçekleştirecek hukukçularımız hukuk sağlığı eğitimini hangi ölçülerde almıştır? Yoksa sorun, eğitimden bağımsız olarak, kurumsal işleyişin düzgün olmayışında mıdır? Eğer soruşturma ve yargılama süreçlerinde hukuk sağlığını bozacak noktalar varsa, bunlar nasıl düzelecektir? Ülkemizin sürekli olarak körüklenen gergin ortamında, aklı başında, soğukkanlı, ülkenin geleceğini küçük ideolojik çıkarlarının dışında düşünebilecek hangi yiğit insan, hasta olan hukukumuzun semptomlarını, bu semptomların nedenlerini bulup çıkararak, hukukumuza sağlığını kazandıracaktır?

Ben elbette bu olumsuz koşullar içinde yargıçlarımıza güveniyorum. Onlar yetkilerinin sınırları içinde bu hastalıklı bedene güç verebilirler.

Ben elbette hukuk eğitimini veren akademisyenlere güveniyorum. Onlar eğittikleri gençlere hukuk sağlığının ne olduğunu anlatabileceklerdir.

Ben elbette gerilen, acı çeken, haksızlığa uğrayan insanımıza güveniyorum. Çektikleri sıkıntılara gösterdikleri direnç ve sahip oldukları adalet duygusuyla, geleceğin Anadolu insanlarına çok önemli insanlık mesajları vereceklerdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar