Prof. Dr. Ahmet İnam

Prof. Dr. Ahmet İnam

Siyaset ve Toplumun Ahlakı

Her şey, özellikle siyaset alanında, ahlakla başlıyor. Çünkü bir kültürün, bir toplumun ahlakının sınandığı yer orası. Ahlakın öznesi olarak Batı düşünce tarihinde bireyler alınır. Kimi zaman, örneğin deontolojik ahlak dediğimiz ahlakta, kuralların temele alındığı ahlak sistemlerinde, her bireyin tek tek eylemlerine bakarak, o bireyin ahlaklı olup olmadığı söylenir. Aristoteles’ten yola çıkarak karakter ahlakı veya erdem ahlakı diyebileceğimiz ahlakta ise, bu eylemleri taşıyan, insanın ahlak karakterine bakılır. Orada ahlaklı ya da ahlaksız olan, tek tek eylemler değil, o eylemleri taşıyan insanın kendisidir. O insanın ahlak karakteridir. 

Şimdi, buradan çıkarak bir genelleme yapma imkânımız vardır. Siyasette, bir toplum adına karar alan kişilerin, bu işi yaptıkları için tek tek eylemlerinin, karakterlerinin ahlakı olabileceği gibi, toplumların da ahlakından söz edebiliriz. Bunu da belirleyen, özellikle o toplumların yönetiminde bulunan kişilerdir. O toplumların yaşamını sürdürmelerinde söz sahibi olan, o toplumu oluşturan bireyler arasındaki gelir dağılımını, toplumsal düzeni, bu düzenin yönetimini sağlayan “baştaki” insanlardır. O, siyaseti elinde tutan, yönetim erkini kendinde bulandıran insanların toplum adına verdiği kararlara bakarak, o toplumun ahlakından söz edebiliriz. 

 Bu özellik,  garip bir yazgısı oluyor yönetilenlerin. Örneğin, birey olarak ben yaşadığım toplumda, tek tek eylemlerime bakıldığında hangi değerlere göre yargılanıyorsam, o değerlere göre ahlaklı görünebilirim. Ya tek tek eylemlerim ahlaklı görülebilir ya da onu taşıyan birisi olarak ahlaklı görünebilirim. Oysa benim ahlakım, birey olarak bende başlayıp bende bitmiyor. Toplumun ahlakı, birey olarak ahlakıma dahildir. Bir toplumsal varlık olduğum ve yöneten ya da yönetilen durumunda olduğum için, toplumun ahlakı da benim tek tek eylemlerimi ve karakterimi, kısaca birey olarak benim ahlaklı olup olmamamı etkiler. Dolayısıyla, siyaseti yöneten, etkileyen biri olarak, ahlak alanında tutumunuz, kararlarınız, eylemleriniz, ahlak karakteriniz, toplumun bütün ahlakını belirleme sorumluluğunu taşıdığınız için çok önemlidir. Öyle eylemlerde, öyle kararlarda bulunuyorsunuz ki, erkin başındaki insanlar olarak, bir ulusun veya bir imparatorluğun, bir kültürün, bir hayat tarzının yazgısını belirliyorsunuz, tarih önünde. Dolayısıyla siyasetçilerin tek tek ahlaksız olup yönetilenlerin ahlaklı olduğu bir toplum gibi bir düşünce çok da anlamlı gözükmüyor. Hepimiz aynı gemideyiz ve dolayısıyla bizim adımıza karar alanlar, bizim adımıza karar alıp bizim toplumumuzu diğer toplumlarla olan ilişkisinde ahlaksal tutum ve eylemde bulunanlar, ait olduğumuz toplumun ahlaki karakterini belirliyorlar demektir. Dolayısıyla, özellikle bizim ülkemizde yapıla gelmekte olan siyasetçi suçlaması, bütün siyasetçilerin her nedense namussuz olduğu, ama yönetilen insanların mazlum ve gayet dürüst olduğu gibi bir görüntünün, çok gerçekçi olmadığını düşünüyorum.

 Herkes kendini bireysel olarak kurtarmaya çalışıyor; belli bir toplum içerisinde yaşarken. Dolayısıyla bu tutum şu anlama da geliyor: Siyasetçisin ahlaksız olduğu, bunun yönetilenlerce bir türlü önlenemediği toplum ahlaksızdır. Siyaseti yöneten, belirleyen, erki elinde tutan, yönetim gücü olan ve benim adıma karar veren kişilerin ahlaksızlığı onları ben seçmemiş olmasam da beni ahlak açısından bağlıyor. Burada sorular şunlar: seçme dediğim, demokratik süreç dediğim bir süreç ne kadar gerçekçi işler, burada ne kadar katılım vardır, ne kadar beni temsil edebiliyorlar ve ben onları ne kadar denetleyebiliyorum ve onlarla daha nasıl bir iletişim içindeyim? İşaret ettiğim bu dört nokta, son zamanlarda yönetişim dediğimiz kavramın içinde yer alıyor. Yönetişim odaklı bir bakışla bakıldığında yöneticisinin ahlakından sorumlu bir yönetim, bir yönetilen kavramı ortaya çıkıyor. İnsanın şöyle bir yazgısı var: Yüzyıllardan beri Batıda söylendiği gibi, bir bireyin ahlaklı olması, diğer bireylerin ahlaklı olup olmamasından bağımsız değil. Böyle birbirinden ayrı bağımsız atomik bir durum söz konusu değildir. Benim kardeşimin hırsız olması veya benim oy verdiğim bir partinin hırsız olması, bir biçimde beni de ahlaksız kılıyor. Yerleşik hukuk anlayışında bu kabul edilebilir olmasa da geleceğin dünyasında yaşayacak insanın ahlak düzeni için düşünmemiz gereken önemli sorun olarak görünüyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar