Prof. Dr. Fatin Cedden

Prof. Dr. Fatin Cedden

Dünya Çiftçiler Günü ve Düşündürdükleri

Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu’nun 14 Mayıs 1945 yılında kurulması, daha sonra bu tarihin Dünya Çiftçiler Günü olarak farklı zamanlarda çeşitli ülkeler tarafından kabul edilmesi ile uluslar arası resmi bir kutlama günümüz olmuştur. Türkiye 1984 yılından beri 14 Mayıs’ı Dünya Çiftçiler Günü olarak kutlamaktadır. Oysa ulusal düzeyde farklı ülkelerde çiftçi günleri çok daha eski tarihlerden beri kutlanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri 1800’lü yıllardan beri 12 Ekim tarihini Ulusal Çiftçiler Günü olarak kabul etmiştir. Pakistan’da 18 Aralık, Hindistan’da ise 23 Aralık tarihleri “Çiftçiler Günü”dür.

Yerleşik düzene geçen insanın tarihi kadar eski olan tarımsal üretim, toplumun çok büyük bir kesiminin uğraşısıydı. İnsanın en başta kendi gıdasını temin edebilmesi, gıda maddelerini dönüştürmesi, saklaması, ticaretini yapması yüzyıllar boyunca evrilmiş, sanayi toplumuna geçiş ile beraber kırsal alanların terk edilmesi, sonrasında bu faaliyetleri gerçekleştiren farklı sosyoekonomik tabakalara mensup sınıfların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Kendi gereksinimi için üretim yapan kalabalık kırsal nüfus, yerini sayıca daha az ancak, teknoloji ve bilgiyi kullanabilen, mevcut alanda daha yoğun üretim yapan profesyonellere bırakmaya başlamıştır. Tarımsal üretimde yapısal değişimlere karşılık, yaşamak için yemek, içmek ve giyinmeye gereksinim duyan insan her zaman değişmeyen  tüketici olarak kalmıştır. Tarımsal faaliyetin ülkeler itibarıyla istihdamdaki yeri ülkeler ve dolayısıyla ülkelerin gelişme düzeyleriyle yakından ilişkilidir. Tarım sektöründe çalışan nüfusu en fazla olan ülkeler büyük ölçüde Afrika kıtasında yer alır. Dünya Bankası verilerine göre, Burundi, Somali ve Kongo Cumhuriyeti %80-90 oranlarında en fazla tarımsal nüfusa sahip ülkelerdir.  Toplam nüfusa oranla tarım sektöründe çalışanların oranı % 1,2 ve %1,3 olan ülkeler ise sırasıyla Federal Almanya ve ABD’dir. Türkiye nüfusunun ise %18,4’ü tarımda çalışmaktadır.

Tarım sektöründe çalışan dediğimizde sadece toprağı eken ve ekini biçen insanlar değil, genel olarak bahçede, bostanda, bağda veya tarlada bitkisel üretim yapanlar ile bu ürünleri gerek doğrudan gerekse dönüştürerek değerlendiren hayvansal üretim kolunu ve onun unsurlarını, bu sürecin tedarik, nakliyat, satış ve depolama gibi farklı halkalarında faaliyet gösterenleri hep birlikte ele alırız. Zira tarımsal üretim bir bütündür. Tarladan sofraya kadar olan süreci oluşturan halkalardan birinin eksik ya da zayıf olması bir bütün olan tarımsal faaliyete zarar verebilecek sonuçlar doğuracaktır. En başta gıda olmak üzere, insan için  vazgeçilmez olan ürünleri üretmenin yanında tarımın çevresel ve sosyolojik boyutları da vardır. Tarım, üretimin sürdürülebilir olabilmesi için ekolojik dengelerin korunarak, kaynakların akılcı, verimli ve aynı zamanda ekonomik olarak kullanılmasını, sadece bugünü değil gelecek kuşakları da düşünerek uzun vadeli programların yapılmasını gerektirir. Buna rağmen kısa vadeli kazançlar uğruna gözden çıkarılabilecek bir faaliyet dalı gibi görünmüş ya da gösterilmeye çalışılmıştır. Tarım arazilerinin tahribatında önemli payı olan sanayileşme kervanına madencilik ve konut sektörü de katılmıştır. Tarımsal üretim sadece tarla veya bahçe olarak kullanılan sahalar olarak algılanmamalı, hayvansal üretimin unsurları olan yaylaklar ve meraların korunmasının aynı zamanda hayvancılık sektörünü koruyacağı düşünülmelidir. Tarımsal üretim tüm Dünya’da toplam gayrı safi milli hasılanın % 6,5’ini oluşturmakla beraber,  % 30 payı olan sanayi için tarımın büyük ölçüde hammadde sağladığı unutulmamalıdır. Ayrıca pek çok ülke için tarımdan sağlanan yurt içi hasıla önemli bir yer tutar. Örneğin Hindistan’ın milli gelirinin % 15,5’i, Mısır’ın ise % 12’si tarımsal üretimden gelmektedir.  Türkiye’nin tarımdan elde ettiği gelir Dünya ortalamasına çok yakındır (% 6,8).  

Bugün için Dünya’da üretilen gıdanın yeterli hatta temel gıda maddesi olarak bilinen ürünlerin tüketimden fazla olduğunu söyleyebiliriz. Halihazırda Dünya’da yıllık tahıl üretimi 2 milyar 720 milyon tondur. Bu üretimin 1 milyar tondan fazlası mısır, 750 milyon tona yakını ise buğdaydır. Mevcut koşullardaki tahıl üretiminin 10 milyar nüfusu doyurabilecek kadar olduğu hesaplanmaktadır.  Diğer taraftan, Dünya’da üretilen gıdanın 1/3’ünün çöpe gittiği tahmin edilmektedir. Edinburg Üniversitesi Tarım ve Gıda Global Akademisi Dünya’da üretilen süt ve süt ürünlerinin % 16’sının tüketilmeden veya henüz pazara ulaştırılmadan çöpe gittiğini bildirmiştir. Buna karşılık Dünya’da farklı coğrafyalarda yaşayan 800 milyondan fazla insanın günlük gereksinim duyduğu gıdaya ulaşamadığı, yani açlık çektiği resmi olarak bildirilmektedir. Bu da üretiminden ziyade gıdaya ulaşabilme ve gıdanın  paylaştırılması gibi temel sorunların devam ettiği, fazla üretimin Dünya’da mevcut koşullarda açlığa çare olamayacağı şeklinde yorumlanabilir.

COVID-19 salgını nedeniyle alınan önlemlerin ve kısıtlamaların ulaşımdan eğitime, eğlenceden turizme kadar pek çok sektörü etkilemiş hatta durdurmuş olduğunu, neticede vazgeçilmez olarak düşündüğümüz faaliyetler olmadan da yaşamımızı sürdürebildiğimizi hep birlikte gördük. Ancak gıda olmadan bunun mümkün olamayacağını, nitekim tarımsal üretim ile ilgili faaliyetlerin kısıtlamalardan muaf tutulmasına özen gösterildiğini gözlemledik. Yine de tarımsal üretimle ilişkili pek çok unsur yer almaktadır. En başta bu sektörde geçici olarak istihdam edilen işgücünün hareketi, barındırılması olmak üzere, hayvan pazarları gibi müzayede alanları için sağlık riskleri oluşturmadan ama yapılması gereken faaliyetlere de engel oluşturmayacak önlemler alınmalıdır.

Dünya’da yedi buçuk milyardan fazla insanı doyuran, giydiren, pek çok üretim koluna hammadde sağlayan tüm tarım emekçilerinin “Dünya Çiftçiler Günü”  bu sebeple kutluyor, üretenlerin emeklerinin karşılığını aldığı, aç ve yoksulun olmadığı günlere tüm insanların kavuşmasını diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar