Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

65 Yaş Üstü

Bu tabir bu aralar çok tekrarlanıyor. Buna koronavirüs salgını sebep oldu. Bu yaştaki insanlara bulaştığında daha ölümcül oluyormuş. Öyle ki bazı ülkelerde, tedavide, yoğunluk sebebiyle, gençlere öncelik verildiğinden, onlara sıra gelmiyor. Kendi hallerine bırakılıyorlar, ölüyorlar.

65 yaş üstünün bu virüs karşısındaki kırılganlığı sebebiyle, bu yaşta olanlar, bu ülkede, bir buçuk aydır evlerine mahkum edildiler. Evlerinden dışarı çıkmamanın, onların sağlığı ve iyiliği için önemli olduğunu söylüyor bu kararı verenler. Aslında böyle bir tedbirin, özellikle, bu yaştaki insanlar için konulmuş olmasının, başka ülkelerde bir örneği yoktur. Genel korunma şartlarına dahil edilmişlerdir, o kadar.

Ben 65 yaşın 5 üstündeyim. Gelin size, koronavirüs karşısında ifşa olunan bu zaafımız dışında, ne tür hallerimiz var size anlatmayım:

Her şeyden önce, yaş haddi sebebiyle zorunlu emekliliğe sevk edildim. Çalıştığım kurumun tüm karar mekanizmasından uzaklaştırıldım.

Bununla yetinilmedi. Benim neslim, yaşıtlarım, her türlü ciddi işten, ülke yönetiminden, işletmelerden el çektirildi.

Maaşım azaldı. Bununla da yetinilmedi. Çalışmadan devletten ücret alan şaibeli büyük bir kitlenin ferdi oldum. Ne kadar fazla yaşarsam şaibe o nispette büyüyecektir. Bazen  40 yıllık hizmetimi unutup, acaba ben bu maaşı hak ediyor muyum diye kendimi sorguluyorum.

Önümüzde kalan yolculuğumuzun mesafesi az kaldığından, çoğu zaman geriye bakıyoruz. Çocukluğumuz, annemiz, babamız, gençliğimiz, öğrenciliğimiz, başarılarımız, hatalarımız, aşklarımız, hayal kırıklarımızı, zor zamanlarımız, hazlarımız, mutluluklarımız. Hele çocuklarımız için sarfettiğimiz çaba ve ıstırap! Ah bir bilseler!

Edinburgh'da öğrenciyken Almanca kursuna başvurmuştum. Yetkili kişi, beni emekli kişilerin bulunduğu bir sınıfa verdi. Koca bir amfide az sayıda insan. Hepsi 65 üstü. Çok rahatsız oldum. Dersin bitmesini beklemedim. Çıkıp yetkili kişiye, neden beni böyle bir sınıfa verdiğini sorgulayıp sitem etmiştim.

Geçen sene hastaneye gitmem icap etti. Sıram çabuk geldi. 65 yaş üstüne öncelik tanıyorlarmış, şehit yakınlarından hemen sonra. Baktım 30-40 civarında yaşıtlarım oturuyor, muayene sıralarını bekliyorlar. Manzara hoş değildi. Orada oturmadım. Tek başıma bir koridorda ayakta bekledim.

Bazen aynaya bakıyorum. Bir önceki bakıştan daha kötüye gittiğimi fark ediyorum. Cildim ışıltısını kaybetmiş, içinde yabani otların bittiği bir tarlaya dönüşmüş. Duyarlılığı benimkinden daha güçlü ve estetik zevke sahip bir arkadaşım, bu yabani otların sökülmesi için bir hekimine başvurmuştu. Bu haberi bana verdiğinde yüzüne dikkatle bakıp gülmüştüm. O da güldü. Ne de olsa mizah zevki yerinde duruyordu.

Şimdi size 65'in en hazin olan halini söyleyeyim. Peyder pey azalmaları. Patır patır düşüp ölmeleri. Koronavirüs tek sebep değil. Hep haberleşiriz aramızda. Bugün kim gitti diye. Yaşayan kaç kişi kaldık diye. Sanki fırtınalı bir denizde dalgalara kapılmış bir geminin yolcularıyız. İşin garip tarafı, geminin karadaki sahipleri, gemi ve yolcularını çoktan gözden çıkarmışlar. Bu da bu serüvenin hoş olan yönü.

Önceki ve Sonraki Yazılar