Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Bakır Tabaklar

Ziyaret ettiğim şehirlerin, vaktim varsa, bakırcılar sokağını mutlaka gezerim. Bir-iki tas, tabak veya bir tava mutlaka alırım. Dostlarıma hediye verdiklerim de vakidir. İçi ayna gibi kalaylı, dışı cilalanmış alev gibi parlayan bakır beni dehşet büyüler.

Geçen ay, Urfa Mardin ve Diyarbakır bakırcılar çarşısını dolaştım. Çok zevk aldım. Birkaç parça aldım. Mutfakta duruyorlar. Gözüm onlara iliştiğinde mutlu oluyorum. Ancak asıl anlatmak istediğim başka bir hikayedir:

Erzurum'un bir köyünde yaşayan bir aile. Bir kaç yıl içerisinde en az üç kere bu aileyi ziyaret ettim. Evlerinde kaldım. Evin hanımefendisi Seadet Teyze bakır meraklısı.

Tandırın bulunduğu mekanın sağındaki ve solundaki duvarlarda, sırayla bakır tabaklar asılı. Hepsi pırıl pırıl parlıyor.

Neden bu kadar parladıklarını sordum:

Her sabah ekmek pişirdikten sonra, o tabaklar duvardan tek tek indirilir, silinir, tekrar asılır.

Her sabah mı?

Her sabah.

Nitekim onlarda kaldığım günlerde bu ritüeli gözlerimle gördüm.

Seadet Teyzenin kızları ve gelinleri ekmek pişirildikten sonra, hemen işe koyuldular. Tabakları itinayla indirdiler, sildiler, tekrar yerlerine koydular.

Ben ise tandır başında oturur onları hayranlıkla izlerdim. Tabaklar öyle parlıyorlardı ki, silinme neticesinde, üstlerinde dairemsi çizgiler oluşmuştu.

Yıllar geçti. Erzurum'dan bir haber geldi. Seadet Teyzeler İstanbul'a göçmüşler. Aslında tam da İstanbul'a gitmemişler. Tüm evi, bakırlar dahil, bir kamyona yüklemişler, İstanbul diye yola koyulmuşlar. Önce bir tanıdıklarının yanına gideceklerdi. Sonra bir ev bulup yerleşeceklerdi. Ne var ki, Kamyon şöförü onları Sakarya'ya kadar götürmüş, bundan öteye gitmem demiş. Seadet Teyze'nin eşi Maşuk amca, etrafa bakmış, manzarayı beğenmiş. Hadi burası olsun demiş. Sakarya' ya yerleştiler. Çocukları orada iş buldular. Aile mutlu oldu.

Ancak Seadet Teyzenin bakırları hep aklımda kaldı. Acaba oturdukları eve bir tandır koyabildiler mi?

Tandırın sağındaki solundaki duvarlara o güzelim bakırları asabildi mi?

Acaba kızları ve gelinleri o seremoniyi devam ettirebildiler mi? Ona itaat ettiler mi? Yaklaşık 40 yıl oldu. Tabi, Seadet Teyze ve Maşuk Amca ölmüşlerdir. Yerleştikleri evde, çocukları ve torunları yaşıyorlardır.

Ama o bakır tabaklar hiç aklımdan çıkmadı. Onlara ne oldu?

İçimde şöyle düşünüyorum: Bir gün Sakarya'ya yolum düşerse, sorar, evlerini bulurum. Söylersem, çocukları ismimi hatırlarlar.

Seadet Teyze'nin bakırları nerede? diye sorarım onlara.

Önceki ve Sonraki Yazılar