Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Çok Kültürlülük ve Entegrasyon

Farklı kültürlerden, inançlardan ve yaşam biçimlerinden gelen insanların aynı coğrafyada, aynı ülkede aynı kentte, aynı mahallede bir arada yaşayabilmesine, çok kültürlülük diyoruz.

Ne var ki, bu birlikte yaşamak, herkes kültüründe donsun kalsın, karşılıklı geçişler olmasın anlamında değildir.  Yaşam biçimlerinin, bir üst otoriteden dayatılmadığı bir özgürlük ortamında, her bireyin istediği gibi yaşayabilmesine imkân tanımaktır. İnsanların seçimlerine saygı duymak, birbirlerine tolerans tanıyıp farklılıklara katlanabilmelerinin yolunu açmaktır.

Tabii, bunun sağlanabilmesi için, hepsi insan olan, ancak kafalarının içleri farklı olan insanların, kavga etmeden, yan yana birbirlerine saygı duyarak, barış içinde yaşayabilmeleri için kültürler-üstü bir değerler sistemine inanmaları, bağlılıklarını bildirmeleri gerekir. Bu çatı-değerler, kısaca temel insan haklarıdır. Tüm yaşam biçimlerinin tepesinde ortak bir kabullenmiş değerler manzumesi olmadan yaşamak, kaotik veya anarşik bir yaşama imkân sağlamak demektir.

Böyle toplama, eklektik bir toplumda, her ferdin kafasında şu vardır: Benim inancım, yaşam şeklim benim için iyidir, benim için geçerlidir, diğer biri için, komşum için geçerli olmayabilir. Onun için ise, onun kişisel değer ve inançları geçerlidir.

Böyle farklı renklerden oluşan bir toplumu, şu anlayış bozar: Benim inancım diğer inançlardan üstündür. Benim yaşam biçimim hem benim hem diğerleri için, komşum için de geçerlidir. Herkes benim gibi inansın, herkes benim gibi yaşasın. Ben bu amaç(dava) için çalışayım.

Görüldüğü gibi entegrasyon, kültürler-üstü veya çatı-değerler manzumesi dediğimiz temel insan hakları yönündedir. Zaman içinde entegrasyon, yaşam biçimleri içerisinde birinin, doğal olarak daha üstünlük veya işlerlik kazanması sebebiyle, bu yaşam şekline doğru da ilerleyebilir. Özgürlük ortamında bu tür yönelmeler olacaktır. Buna müdahale etmemek gerekir.

Çok kültürlülük(multiculturalism) Bazı Avrupa ülkelerinde revaç buldu, denendi. Mesela İngiltere bunun güzel bir örneğiydi. Ta ki, Amerika’da gerçekleşen, 11 Eylül 2001’deki, İkiz kulelere yapılan terör eylemine kadar. Bu terör eylemi İngiltere’de yaşayan, çoğu vatandaşlık statüsüne kavuşan Müslümanlar tarafından kutlandı, kutsandı. Pakistan, Filistin, Bangladeş, Kuzey Afrika, Hindistan ve hatta Türkiye’den gelip bu ülkeye yerleşen, iş bulan, iş kuran Müslümanlar, bu feci terör eylemine sevinmişlerdi. Bu büyük bir skandaldı. İngiliz halkı buna inanmak istemedi. Şaşırıp kaldılar. Aramızda uzun zamandır yaşayan geçimlerini sağlayan bu yabancılar, nasıl olur da binlerce masum insanın ölümüne sevinirler.

Bu hadise, çok kültürlülük projesine büyük bir darbe indirdi. Batı siyasi kadrosu, küresellik dalgasından sonra zayıflayan, gevşeyen ulus-devlet modeline geri döndü. Farklı kültürlerin bir arada yaşamalarının zorluklarını gördüler. Üst çatı değerler entegrasyonuna, en başta Müslüman muhacirlerin ayak uyduramadıklarını gördüler. 

Son yıllarda, bazı Avrupa ülkesinde, cami inşaatlarının durması, bazılarının kapatılması, dini dernek ve cemaatlerin denetim altına alınmasının gerisinde, Avrupa’da yaşayan Müslüman halkın, Batı değerlerine hep yabancı kaldıkların gerçeğidir. Koloniler haline gelip yaşadıkları ülkenin dinamiklerine bağlanmak yerine, kendi anavatanlarının, bazı ideolojik merkezlerinden talimat aldıkları da bir vakıadır.

Avrupa’da faaliyet gösteren bazı İslamcı odakların, Batı kültürüne savaş açtıkları, onları İslamlaştırmaya çalıştıkları da bilinen bir hadisedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar