Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

DAVA MESELESİ

Bazıların davası var. Bazı grupların davası var. Bazı milletlerin, hatta milletler topluluğunun davası var. Kime karşı? Diğer insanlara, diğer milletlere, diğer kıtalara karşı. Bir dava sahibiyim diyen kişiye, “ne davası, hangi dava” gibi sorular sorulmadan, ”adamın bir hedefi var, iyi yolda” gibi bir izlenim bırakır çoğu kimsede. Doğayı insan yararına ıslah etmeyi düşünen bir mühendisin, bir planı ve projesi olabilir. Buna da “dava” denir mi bilmiyorum.

İnsanlık tarihi davalarla doludur. Büyük İskender’in bir davası vardı. Hocası Aristo’nun aksine, Grek olmayan milletlerin de medeni olabileceğini iddia etti. On iki yıl içerisinde, fethettiği topraklarda, yetmiş civarında, kendi adını taşıyan şehirler kurdu. Davasının tamamıyla gerçekleşmesine, kısa ömrü yetmedi. Bu dava genel olarak Asya’da olupbitti.

Batıda, güney Avrupa’da yeni bir dava baş gösterdi. Tüm Avrupa ve Asya’nın bir bölümüne hükmeden Roma İmparatorluğu. Nasıl bir amaç için böyle büyük bir coğrafyayı kuşattılar diye sorulursa, belki, yayılma, hükmetme ve kısmen imar denilebilir. Davaları beşinci asırda son buldu.

Sonra, dördüncü asırda, nihayet Roma İmparatorluğunun resmi dini statüsünü kazanan Hristiyanlık davası ortaya çıktı. Tabi, Hristiyanlık İsa Peygamber’le başlar, ama yayılması, geç olmuştur. İddiası, ölüm sonrası bir mutluluktu. Kurtuluşu inançta bulmuştu. Kendinden önceki tüm medeniyetleri dine aykırı bulduğu için reddetti. Tüm insanlığın bu yeni inanca girmesi için, dünyanın her tarafına misyoner gönderildi, tüm bildiklerini unutsunlar diye. Tarih İsa ile başlıyordu. Bin yıl sürdü egemenliği. Bilim felsefe, özgür düşünce durdu. Ta ki, insanlık unutun dedikleri eski pagan kültüre geri dönünceye kadar. Tarihçiler bu döneme, “Karanlık Çağ” diyorlar.

Sonra, bu sefer Arap Yarımadasında yedinci yüzyılda yeni bir din zuhur etti. Bunun adı İslam’dı. İbrahim’i dinlerin sonuncusu olduğunu iddia etti. Kısa sürede, herhangi çıkabilecek bir serüvene hazır olan, tüm bedevi Arap kabilelerini peşine katarak, Mezopotamya, Maveraünnehir, İran, Kuzey Afrika ve İspanya’ya kadar kocaman bir coğrafyayı fethetti. Oralara, Allah’ın mesajını götürdü. İki dünyada da mutlu olsunlar diye. Ulaştığı her mekanda eskinin kalıntılarını yok etti. Medeniyetlerin beşiği olan Mezopotamya ve Anadolu’da gelmiş geçmiş tüm yaşam biçimlerinin izlerini sildi. İslam’a aykırı diye tasfiye etti. Tüm o yaşantı biçimlerini, pratiklerini, insani ilişkilerini, İslam öncesi Cahiliye dönemine benzeterek, Tanrı iradesine, kutsal kitaba aykırı buldu, yasakladı. Sonuç olarak, bugün Orta Doğu’da yaşayan yüz milyonlarca insan, iki bin yıl önce bu topaklarda yaşayan insanlardan daha geri, bugünkü medeniyet skalasında ancak alt sıralarda yerini bulabildi. İşte en kutsal davalardan biri olan İslam davasının insanlığa maliyeti.

Bir de Moğolların davası vardı. Cengiz Han ve Timur. İşgal ve kan. Kılıç ve yakıp yıkma. Katlettikleri insanların cesetlerini üst üste yığarak kocaman bir dağ haline getirirlerdi. Neden bu kadar insan öldürüyorsunuz diye sorulduğunda, “Sayıları çok, biz ise azız. Yönetebilmemiz için seyreltmemiz gerekir” diye cevap veriyorlardı. İnsanlık düşmanlarıydı. Kitap ve sanat düşmanlarıydı. Ancak onların da bir davası vardı. Davalarına inanmışlardı. İnsanlığa zararı çok büyük oldu. Bugün bile, yakıp yıkmanın şampiyonu olan bu kan-içicilere özenen, ona dini fütuhat aromasını da katarak içini çeken insanlarımız var. Yazıklar olsun onlara.

Bunları neden anlatıyorum. Bu hadiseleri zaten biliyorsunuz. Benim söylemek istediğim şey: Dava 

diye ortaya atılan amaçların çoğunun insanlık hayrına olmadığıdır. Çok inanıyorsun diye senin davan geçerli olmayabilir. Ya da, “benim gibi çok kimse, milyonlarca kimse inanıyor” diye davanız yine, hayırlı, insanlığa faydalı bir dava olmayabilir. Hele davanızın gerçekleşmesi için, bazı insanları öldürmeniz gerekiyorsa, bu, tamamen bir çelişkidir, bir nevi intihardır.

Öyle ya, insanlara, topluma mutluluk getireceğiz diye, çok seviyeli bir rejim getireceğiz diye, binlerce, hatta milyonlarca insanın katledilmesini reva gören meczup liderler! Onların peşinden giden sayısız sürü, sürü insanlar. Ah! tarihi siz ve sizin gibiler mi dolduracak? Sahi, tarih meczupların maceralarından mı ibaret?

Önceki ve Sonraki Yazılar