Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Devrim Üzerine

Devrimler, zamanın yıkıcılığına karşı kültürün kendisini yenilemesidir. Her yeni şey zamanla eskir. Bu kurala canlı cansız her şey tabidir. İnsanın özgür iradesiyle yarattığı kültür de bu kuralın dışında değildir. Canlılardaki doğadan kaynaklanan evrim hadisesine paralel olarak, kültürler de barındırdıkları sistem ve kavramlarıyla, insan iradesinden kaynaklanan biri itişle, evirilme sürecine girerler.

Devrim kültürün her alanında olur. Bazıları hızlı, bazıları yavaş. Devrim bir yenilenme ise onu engellemeye çalışan, aynı kültür içinde, bazı unsurlar vardır. Bu gecikmiş bir devrimdir. Bazen de miadını henüz doldurmamış bazı kültürel unsurların değişimi, nedense erkenden istenir. Bu iki durum, kültürün komple olgunlaşma sürecine zarar verir.

Birinciye örnek olarak Ortaçağ metafizik kavramlardan Modern Çağ kavramlarına geçişini gösterebiliriz. Batı dünyasında bu, büyük zorluklarla da olsa, iki asır önce Aydınlanma döneminde tamamlandı. İslam dünyasında ise bu geçiş, henüz tamamlanmış değildir.

İkinciye örnek olarak Post-Modern eleştirel literatürü gösterebiliriz. Modernite’nin tüm temel kavramlarının köklerine, rölativist bir analizle yaklaşan bu akım, çok erken bir teşebbüs olarak tarihe geçti. Bu bozguncu yaklaşım karşısında Modernite’nin kavramları ve değerleri sapasağlam durdu. Henüz zamanlarının dolmadığı anlaşıldı. Ayrıca bu kökten-sökücü akımın, sonunda, tüm değerlerin yıkımı olan nihilizme götürdüğü da anlaşılmış oldu.

Son üç asır içerisinde Batı dünyasında büyük devrimler olmuştur. Amerikan ve Fransız Devrimleri sosyal kavramlarda, özgürlüklerde ve temel insan haklarında büyük yeniliklere yol açmıştır. Buna paralel olarak, yine bu üç asır içerisinde, bilim alanında büyük bir devrim yaşanmıştır. Fizik, kimya, biyoloji, astronomi ve tıp alanlarında fevkalade buluşlar birbirini takip etmiştir. Enteresan olan husus, sosyal alan ile bilimsel alan devrimlerinin aynı dönemde, yan yana gerçekleşmesidir. Çünkü sosyal alanda, insanın doğaya ve insana bakışında değişiklik olmadan bilim alanında yenilikler olamaz. Bunun en bariz örneği İslam dünyasıdır. Ortaçağ’dan kalma inançlarını değiştirmeden bilim ve teknoloji alanlarında ilerlemek istediler. Başaramadılar. Ancak taklitçi olabildiler. Doğaya ve insanlara bakışlarını değiştiremediler. İnançlarımız ve etik değerlerimize dokunmayalım, sadece bilim ve teknoloji alalım tezi çökmüştür. Çünkü asıl sorun, inançlar ve etik değerlerdedir. Şu anki duruma baktığımızda, değişen fazla bir şey yoktur.

Batı dünyasında gerçekleşmiş olan adı geçen sosyal ve bilimsel devrimler, yeni bir medeniyetin temelini oluşturmuştur. Bunun adı Batı Medeniyetidir. Dünyanın tüm diğer kültürleri, bu medeniyeti örnek alarak reformlar ve köklü değişimlere gitmişlerdir. Japon, Çin, Rus Türk modernleşmelerini örnek gösterebiliriz. Hepsi aynı ölçüde başarılı olamamışlardır tabii. Ancak şunu söyleyebiliriz: Günümüzde sadece bir medeniyet vardır. O da Batı Medeniyetidir. Bunun dışında kalanlar, medeniyet değillerdir. Sadece yaşam biçimleridir. Medeniyet olma şartı, bir kültürün, beşeri disiplinlerde ve bilimin farklı alanlarında değer üretmesidir. Bugün Batı kültürü dışında değer üreten başka bir kültür mevcut değildir.

Tuhaf olan bir husus ise, bugün Türkiye’de, yaklaşık yüz yıl önce, Batılılaşma adına yapılan reformlara tepki olarak, son yirmi yıl içerisinde, karşı bir devrime girişilmiş olmasıdır. Bu teşebbüs, Ortaçağ değerlerine geri dönüş demektir. Bu zamanı geçmiş değerlere, “Bizim medeniyetimiz” diyorlar. Ne yazık ki bu değerler, geçmişte de bir medeniyetin temelini oluşturmuyordu. Çağdaş zamanlarda bu değerler, sadece bilimden, teknolojiden, insanlık değerlerinden, temel insan haklarından uzaklaşma anlamına gelmektedir.

Kültürün kavram ve değerlerinde olması gereken yenilenmeyi, kapalı rejimler ve mutlak doğrulara sahip olduğunu iddia eden sistemler engellerler. Bu engellemeler, zaman içinde, rejim ve bir dünya görüşü sunan sisteme karşı protestolar ve anarşiye neden olur. Belli bir yoğunluğa erişen anarşi, bir devrimin habercisidir. Ne var ki, kolay yıkılmayan kapalı sistemlere karşı gerçekleşen devrimlerin vahim yan etkileri olur. Toplumdaki temel kurumların sarsılması ve yeni sistemin veya rejimin henüz oturmaması, bazı krizlere sebep olacaktır.

Köklü ve radikal devrimlerin, toplumlar üzerindeki yıkıcılığını önlemek için egemen olan kültür ile yürürlükteki rejimin, uçlarının, açık bırakılması gerekir. Bunun anlamı, kültürün ve rejimin tüm unsurlarının eleştiriye hazır olmasıdır. Eleştirinin serbest olması, o kültürde bir devinime yol açacaktır. Bu da devrimin, bir şekilde, tedrici olarak, aktif olması demektir.  Bugünkü Batı medeniyetinin en bariz karakteristiği budur. Her türlü eleştiriye açık olan ve bunu gerekli gören çağdaş Batı’nın kültürel yapısında, radikal devrimler beklenemez. Ona rakip, farklı bir medeniyetin oluşum emareleri de henüz görünür değildir.

Devrim derken 20. Asrın en büyük hadisesi olan 1917 Rus Devrimini unutmamak gerekir. Karl Marx’ın, tüm tarihsel olayları, materyalist akılcı, analitik bir bakış açısıyla ele alıp, başlıca ekonomik evrelerin, sonunda, sınıfsız bir toplumsal yaşama evirileceği tezi, Sovyet örneğinde gerçekleşmemiş olsa da, onun en orijinal eseri olan ‘Diyalektik Materyalizm’ doktrini, tüm dünyayı etkilemiş, ekonomik ve sosyal alanlarda farklı akımların doğmasına sebep olmuştur.

Önceki ve Sonraki Yazılar