Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Din ve Eşitlik

Bir grup akademisyen, bir minibüsle, Tahran’dan İsfahan’a yola çıktık. Bize rehberlik eden İranlı bir öğrenci vardı bizimle. Bu kişi aynı zamanda, bizim üniversitede doktora öğrencisiydi. Çok güzel Türkçe konuşuyordu. Yolda uğradığımız köy ve kasabalar hakkında bize bilgi veriyordu. Yol alıyoruz. Bu sefer, sol tarafımızda bir kasaba göründü. Yoldan biraz uzakta kalıyor. İsmini söyledi ama şu an hatırlamıyorum. Kasabayla ilgili bilgi verirken, çok tuhaf bir detay da ekledi:  Bu kasabada herkes siyah giyiniyordu.  14 asır önce Yezid tarafından katledilen Muhammed’in torunu Hüseyin’in yasını tutuyorlardı. Hemen aklıma şu soru geldi: Bu kasabada Sünni bir aile yaşayabilir mi? Rehberimizin cevabı kısa ve kesindi: Hayır yaşayamaz.

Şimdi, şu felsefe birikimim yok mu? Tekrar beni analizlere sürükledi. On dört asır yas tutmak ne demek? Yas tutmayanı barındırmamak ne demek? İnsanı bu kadar asıl doğasından çıkarıp mutsuz bir canlı haline getiren bir inanç, nasıl olur da din adını alır ve geçerlilik kazanır?

Aklıma çok şey geldi. Hangisini yazayım? Önce şunu söyleyeyim. İnsanın özünü bozmayan dinsel inanç yoktur. Şu mezhep iyi, diğeri kötü de demeyeceğim. Birbirlerinden tabii ki farkları var. Ama işlevleri aynı. İnsanları birbirinden ayırmak, bir kısmını diğer bir kısma düşman etmek. Yüce bir otoriteyi (İslam’a göre Allah) ihdas edip O’nun iradesiyle kendi iradelerini özdeşleştirmek. Tabii, bu otoritenin ağzına, kendilerince onaylanmış bir sürü laf sokmak. Karşıtlarını da bu norm koyucunun gazabına uğratmak.

Dinlerin insanlığa en büyük zararı, insanı, insan olarak kabul etmeyişleridir. İnsana bazı vasıflar ekledikten sonra, ona, insan demeleridir. Buna yaşamımdan bir örnek vereyim. Ta çocukluğumdan tanıyıp, hep arkadaş olarak kaldığımız bir İlahiyat profesörü, bir makalemi okuduktan sonra bana hitaben: “Yasin Hoca, iman etmeyen kişi sadece bir hayvandır.” Böyle bir söz(tahkir) ile elli yıllık dostluğumuz son buldu. Ona bir karşılık vermedim. Tabii, ilişkimi tamamıyla kestim.

Bu tatsız olayı felsefeşinas bir arkadaşıma aktarınca, cevabı, vahim sonuçları olabilecek sözler oldu: “ Bu iman denilen şey değil miydi ki, ilk çıktığında, kardeşi kardeşe, babayı oğula, kadını kocasına düşman etti. Kardeş kardeşi öldürdü, baba oğulu, komşu komşuyu öldürdü. Aynı iman değil mıydı ki, daha dün, IŞID’a katılmayın diyen annelerini öldürdü bu inancın sahipleri.

Sahi, DİN ve EŞİTLİK diye başlamıştık yazımıza. Bir dine iman etmiş biri, kendisi gibi inanmamış birini eşit görür mü? Bazı durumlarda, onu öldürmeyi görev bilecek kadar canavarlaşabilecek bu inançlı, inanmayanlara da, hayat hakkı tanıyacak kadar hoşgörülü olabilir mi?

İnsanlar neden mutluluk yerine mutsuzluğu seçer? İncelik yerine kabalığı seçer? Onu, akıl sahibi, bilim ve sanat yapan biri yapan bir dünya görüşünü seçmek yerine, kendisini, acımasız bir canavara dönüştüren bir inancı tercih eder? Bana göre felsefenin temel konusu budur. Bu, yalınız filozofların değil, her aydın kişinin üzerinde düşünmesi gereken bir konudur.

Önceki ve Sonraki Yazılar