Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Dünya Görüşleri ve Kriterler

İnsanlar farklı kültürler içinde yaşarlar. Bir kültürün merkezini, o kültüre egemen olan dünya görüşü işgal eder. Dünya görüşleri, insana, yaşadığı zaman ile gelecek zaman konusunda, anlam ve görevler verir. Bir insan, hayatı boyunca bu anlam ve görevlerle yaşar.

Günümüzde mevcut dünya görüşlerini üçe ayırabiliriz:

Metafizik inançlar üzerine kurulu dünya görüşleri. İslam dünyası gibi

Bir ideoloji üzerine kurulu dünya görüşleri: Eski Sovyetler Birliği, bugünkü Küba gibi.

Demokrasi ve temel insan hakları üzerine kurulu dünya görüşleri:

 Batı dünyası gibi.

Her dünya görüşü, hakikatin ve gerçekliğin kendisinde olduğunu iddia eder. Diğer hayat görüşlerini yanlış ve yetersiz bulur.

Şimdi, birbirlerini dışlayan ve bazen düşmanca ilişkilere sebep olan dünya görüşleri, birbirleriyle karşılaştırıldığında nasıl bir sonuç çıkar? Başka bir deyişle, hangisi insana daha yetkin bir mutluluk sağlar? Hangisi insanı erdemli kılar, ahlaksal eylemlere götürür? Hangisi, diğer dünya görüşleri içinde yaşayanlara tolerans tanır? Onlarla, bir şekilde, barış içinde yaşamayı sağlar?

Dikkat edilirse, sıraladığımız kriterler insan merkezlidir. Yani bir dünya görüşü insana ne verebiliyor? Onun değerini yükseltebiliyor mu? Yoksa, ondan daha yüce değerler yaratıp onu, o yüce değerlerin altında bir yere mi sokuyor?

Saydığımız bu kriterler açısından, dünya görüşlerine baktığımızda, inançlara yani bir dine dayanan bir dünya görüşünde, insanın merkezde olmadığını görürüz. Merkezde insandan daha kıymetli varlık var. Tanrı ve diğer kutsal unsurlar gibi. Böyle bir dünya görüşünde, insan, yalın haliyle bir değer taşımaz. Merkezdeki kutsala yakınlığı ve bağlılığıyla değer kazanabilir. Bugün İslam aleminde bunu görüyoruz. Bu dünyada iman etmeyen, ibadet etmeyen insanın değeri yoktur. İnsanlar değerlenmek için kutsallara sarılır. Bunu teşhir eder. Bunu yaparken, kendi öz insan kimliğinden devamlı taviz verir. Yani merkezdeki KUTSALA yaklaştıkça kendi ÖZÜNDEN devamlı kayıplar verir. Bu sebepledir ki, İslam dünyasında insan değersizdir. Devamlı insan kanı dökülür. Katliamlar yapılır. Hatta öldürdüğü insan sayısının çokluğuyla övünen, gurur duyan siyasi figürler vardır.

Şimdi, böyle bir dünya görüşünün, gerek ona inanlar ve gerekse diğer dünya görüşleri mensupları arasında, barış içinde bir yaşantı sağlayamayacağı ortadadır. İslam dünyasını görüyoruz, hem kendi aralarında, hem de diğer dünya görüşlerindeki insanlarla kavgalıdırlar. Bu dünya görüşlerinden kurtulmadıkları müddetçe, hem kedileriyle, hem de dünya ile kavgalı olacaklardır. Barış ve mutluluğu elde edemeyeceklerdir.

İdeolojik dünya görüşüne gelince, böyle bir dünyada insan, değerlerin merkezinde değildir. İdeolojinin yarattığı kutsal kavramlar vardır. İdeolojiye bağlılık ve bu uğurda fedakarlık, toplum içinde hiyerarşik sınıflar doğurur. İnsanlık tarihinde bu tür kültürlerin insanlığa, bazı faydaları yanında birçok kötülüğe de sebep olduğunu biliyoruz.

Son olarak, demokratik, seküler dünya görüşleri kalıyor. Bu dünya görüşünde insanın kendisi esastır. Tüm değerlerin merkezindedir. Ne hayali , ne de fiziki kutsal nesneler vardır. Temel insan hakları, eşitlik, adalet hakkaniyet, temel taşlardır. Şu sorulabilir? Böyle bir toplumda sorun yok mudur? Tabi ki vardır, ama böyle bir toplumun gelişimi ve sorunların çözümü daha kolaydır. İnsanların mutlu olma ve erdemli olma şansları daha fazladır.

Önceki ve Sonraki Yazılar