Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Eksantrik

“Es ist gut” Immanuel Kant’ın ölüm döşeğinde söylediği son söz. Basit gibi görünen ama gizemi ağır bir söz. Yaşamayı bir yük ve ödev olarak kabullenen bu filozof, onun son bulmasını hoş karşılamıştır. Benim açıklamam böyledir. Çok Kant’çı filozof var, kim bilir ne tür yorumlar getirmişlerdir bu gizemli söze.

Yaşam gerçekten bir yük müdür? Hayatımızda yaşadığımız mutluluk ve acıları, rakamlarla değerlendirip üst üste koyup karşılaştırdığımızda, acıların daha ağır bastığını görürüz. Her insan bir dert küpüdür; kapağını açın da görün içindekileri! Her insan kendi acılarından bahsedecektir. Ama en büyük acı, acı çeken masum bir insanın, acısına bizzat tanık olmaktır. Ben buna tanık oldum. Psikolojim bozuldu, dengemi kaybettim. Hayatım allak bullak oldu.

Bu hadiseyi yaşadığımda kırklı yaşlardaydım. Yeni profesör olmuştum. Hiç zevkini yaşamadım hayatımın bu yeni evresinin. Bana hayırlı gelmedi bu akademik unvan. Hüzün her tarafımı sardı, Ders veremez hale geldim. Konuları unutuyor, kendi iç dünyama dalıyordum. Her kelimeyi tahtaya yanlış yazıyordum. Ellerim titriyordu. Öğrencilerim bana gülecek diye korkuyordum. Aman şu ders bitsin, bitsin diye zamanı bekliyordum.

Aslında ders ben kendimdim; konu bendim. Bıraksınlar kendimi anlatayım diyordum; şu filozofun, bu filozofun düşüncelerini değil. Ama haydi anlat kendini deselerdi, acaba sınıfta kimse kalır mıydı? Feryadıma dayanacak kimse var mıydı? 

Bu kriz, beni uçurumun kenarına kadar getirdi. Bir gün okuldan eve geldim. Kapıdan içeri girerken şöyle dedim kendi kendime: Bir yiğit yok mu bu dünyada? Bir kılıçla şu kafamın ortasından vurup bedenimi tam ikiye bölsün. Sesimi evdekiler duymuştu. Pek de anlam veremediler. Sonraları, bu acı periyodik nöbetlere dönüştü. Böylelikle nefes alabildim.

Muharrem ayında Şiilerin ıstırabını, matemlerini anlıyorum. Masum bir gencin(Muhammed’in torunu Hüseyin) haksız yere, Beni Ümeyye’den Yezid tarafından katledilmesine ağlıyorlar. Zincirlerle sırtlarına kanatırcasına vuruyorlar. Çünkü masum insanın acısı tarifsiz bir acıdır. Bizzat bedeninde çektiğin acıya benzemez. Çünkü kendi bedenin acılarına bir gerekçe bulursun. Nihayet günahkârsın, acıyı hak etmişsin; çekersin biter. Ama tanık olduğun masum simaların acıları, hiçbir adalete sığdıramadığın, zulmün en acımasız eylemi. Bunu unutamazsın, hayatın boyunca, acı en yakın sırdaşın olur.

Yedi milyardan fazla insan yaşıyor dünyamızda. Yarısından fazlası mutsuz ve ıstırap çekiyor. Bu ıstırapları görüyoruz. Tanık oluyoruz. Peki, ne yapacağız? Düşünmeyecek mıyız? Düşünen ince ruhlular var! Bu yaşam çekilmez deyip kendisini engin suların sonsuz derinliğine bırakanlar var. Bu mustarip beyinle daha fazla yaşayamam deyip hayatına son veren asil ruhlu insanlar var.

Acaba bu bazen yaşadığımız parça parça mutluluk, fazla düşünemediğimizden mi kaynaklanıyor? Yoksa mutluluk, aslı olmayan, kendi ürünümüz, çakma bir duygusallık mıdır? Şöyle tarif ederler ya: Bütün isteklerin karşılık bulduğu tatmin olunmuşluk hali. Mesela, benim en büyük isteğim, masumlar acı çekmesin. Bu isteğim ne zaman karşılanacak? Karşılanmayacağı kesin. O zaman her türlü mutluluğum yarım kalacak demektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar