Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Emek Üzerine

Bir insanın değeri, yaşamı boyunca neyi üretmişse onunla ölçülür. Her türlü üretim emekle elde edilir. Emek yaratıcılıktır, doğaya şekil vermektir. Her medeniyetin gerisinde büyük toplumların, milletlerin, nesillerin emeği vardır.

Emek medeniyet doğurur derken, tabii, rasyonelleşmiş bir emekten söz ediyorum. Heba olmuş ve olmakta olan çok emek çeşidi var. Gençliğimde farklı ülkeleri gezip görünce, şöyle bir teori geliştirmiştim: Bir ülkenin topraklarında, bir metrekareye ne kadar insan emeği harcanmışsa, o ülke o kadar gelişmiştir, diyordum. Ancak bazen bir hayli emek gördüğüm halde ilerleme görmemişimdir. Seksenli yıllarda Bağdat’ta bir mabetteki süslemeleri izlerken, tüm duvarların küçücük ayna kırıntılarıyla kaplandığını gördüm. Çok emek vermişlerdi bu işe, ama hiçbir sanat değeri yoktu.

Günümüzde bilim ve teknoloji sayesinde insan emeği, büyük ölçüde çeşitlilik kazanmıştır. Bedensel emek yanında, zihin alanında da fevkalade geniş bir çalışma alanı doğmuştur.

Emek konusunda söylenen en çarpıcı söz “emek kutsaldır” sözüdür. Ne var ki, en az saygı gören bir kutsallıktır bu. Bir kültürdeki kutsalları tek tek değerlendirdiğimizde, çoğunun anlamsız olduğu ortaya çıkacaktır. Ancak emek, anlamını ve değerini her zaman koruyacaktır.

Emeğe yapılan en büyük haksızlık, emek sahibinin, emeğinin karşılığını alamamasıdır. Bunun sebebi emeğin istismara çok müsait olmasıdır. Emek ile ürün, ürün ile tüketim arasına bir sürü aracı girer. Bakarsınız, asıl çalışıp üreten kişi, çok yetersiz bir yaşam sürerken, bu aracı simsarlar bolluk içinde bir hayat sürerler. Bu öyle bir çelişkidir ki sonuçları çok ağırdır: Toplumda oluşan sınıf farkları, yoksulluk, zenginlik, eğitimli olmak cahil kalmak, sömüren, sömürülen olmak hep bu çelişkinin vahim sonuçlarıdır.

Emek sahibinin savunması da çok zayıftır. Çalışma saatlerinin uzunluğundan ve insan olarak bazı temel fonksiyonları atıl kaldığı için, ne biçimde mağdur bırakıldığını bir söylem olarak geliştiremez. Bu yetkiyi sendika denilen bir örgüte bırakır. Bu örgütün başına getirilen kişi ise, özlemini çektiği zengince yaşamı, işverenler tarafından bir şekilde sağlanınca, artık o bir işçi değildir. Sınıf atlamıştır. Arkasında bıraktığı işçiyi unutur. İş ve işçi hakları savunması, özde değil, şekilde yapılır. Mahkemeler de mütegallibe tarafından ikame edildiğinden, oradan da umut kesilir. Mağduriyet devam eder.

Acaba hiç derme-çatma bir iskele üzerinde durarak, ellerindeki harç ve mala ile yüksek binaların üst katlarının duvarlarını sıvayan gençleri izlediniz mi? Her an düşebileceklerini düşünürsünüz. Nitekim düşüyorlar! Yedikleri nedir biliyor musunuz? Üzüm ekmek veya domates, salatalık. Küçük yevmiyeler alırlar. Çünkü iş sahibi müteahhit, onu devamlı muhtaç tutmak inancında. Devlet ve kanunlar da işverenden taraf. Fabrikada üretilen bir ürünün maliyet kalemlerinden, bir patronun en çok gözüne batan, işçiliğe ödenen paradır. En başta ondan tasarruf etmeye çalışır. Ya işçilerin maaşını düşürür, ya da bir kısmını işten çıkarır. Hâlbuki maliyetin bu kalemi, en kritik olandır. Çünkü işçilik demek insan emeği demektir, ailenin geçimi, çocukların okulu demektir.

Tarlada çalışan çiftçinin, fabrikada çalışan işçinin, pazarlarda ürün satan pazarcıların ne zorluklar çektiklerini görüyoruz. Sofraları cılız, giyimleri ucuz, cepleri meteliksizdir.

Bu gerçeklere karşılık, çok az emekle lüks yaşayan, hiç emek sarf etmeden bol para sahibi olanları görüyoruz. Yaşamın tüm imkânlarını kullanıyorlar. Nitelikli özel okullar, pahalı elbiseler, pahalı yiyecekler, rezidanslar hep onların emrinde.

Bu manzara kötü bir manzaradır. Doğanın sebep olduğu bir hadise değildir. Bu manzarada her türlü zulüm, çirkinlik, mutsuzluk, işkence vardır. Bunun yaratıcısı ve müsebbibi biz kendimiz, insanlarız. Hele bazı sahtekârlar, buna ilahi nizam adını vermezler mi? Meğer tanrı her kuluna bu dünyada farklı bir rol vermişmiş! Her kul rolünü kabullenmek durumundaymış! Bu kimseler, çirkinliklerin bekçileri ve avukatlarıdırlar. Manzaradaki kötülerin en kötüleri onlardır. 

Tarih boyunca özgürlüklerin, insan haklarının, kadın-erkek eşitliğinin mücadelesini, toplumun aydın bireyleri, aktivistleri,  cesur hukukçuları üstlenmiştir. Bu şerefli kimselerin, çiftçinin, işçinin, emek sahibi her ferdin verilmeyen hakları için de, mücadele vermeleri bir zorunluluktur.

Önceki ve Sonraki Yazılar