Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Felsefe ve Toplum

Felsefe çoğu zaman, toplumdan kopuk, zihinsel bir disiplin olarak bilinir. Gerçekten öyle midir? Bu kısa makalemde bu konu üzerinde duracağım.

Düşünce tarihinde meydana gelen belirgin değişimlerin ve devrimlerin öncesinde, hep, yeni düşünceler ortaya koyan filozofları görürüz. Batı dünyasında, Orta Çağ Skolastik geleneği kırıp, Modernite’nin kapsını açanlar, 16-17. Yüzyıl filozoflarıydı. 18. Yüzyıl Aydınlanmasının gerisinde, yine filozoflar vardır. Diğer taraftan, Batı dünyası dışında, gerçekleşen veya gerçekleşmekte olan modernleşme ve aydınlanma hareketlerinin arkasında, bu Batı dünyasındaki filozofların peşinden giden ulusal düşünürler olmuştur. Buna Türk, Rus ve Japon modernleşmesi örneğini verebiliriz.

Tamam, şunu kabul ettik: Büyük devrimlerin gerisinde büyük düşünenler vardır. Onlar da filozoflardır. Ama günlük yaşamımızda, sokaktaki insan ile filozofun düşüncesi arasında bir bağ var mıdır? Veya filozofun düşüncesi, ta sokağa kadar iner mi? Bu sorulara, şartlara göre, hem “evet”, hem de ”hayır” diyebiliriz.

Filozofun sokaktaki insanı etkilemesi için, her şeyden önce, o insanı konu edinmesi lazım. Çünkü filozofların, insan mutluluğuyla, adaletle, hakla, hukukla ilgisi olmayan birçok konusu vardır. Kendi aralarında tartışıp dururlar. Bu sorunsalları kendileri yaratırlar. Zihin eksersizi dışında bir faydası yoktur. Bir de, toplumdan, sokaktaki insanın durumundan kaynaklanan sorunlar vardır. İşte filozof, bunu konu edindiğinde, gerçek dünya ile temasa geçer. Sokaktaki insanın yüzüne bakar. Aslında, bundan daha önemli, daha kutsal bir konusu da yoktur.

Gelelim sokaktaki insanın durumuna. Filozoftan nasıl etkilenecek? Onu okuyabilecek mi? Okursa bile anlayabilecek mi? Yukarıda, filozofa bir nitelik şartı koştuk. Dedik ki, şuraya buraya değil, insanın bizzat kendisine baksın. Bu adama nasıl bir katkım olur diye dert edinsin. Şimdi ise, sokaktaki insandan bir talebimiz var: okuyan ve anlayan biri olmaya çalışsın. Nitelikli bir birey olmaya çalışsın. Bilişsel kapasitesini aktif hale getirsin. Böyle bir amacı olmayan bireye ve kitleye filozofun ne yardımı olabilir?

Şimdi, okuyan ve anlamaya çalışan bir birey var olsa bile, bir filozofun düşüncesinden faydalanmamış olabilir. Çünkü felsefe jargonuna yabancıdır. Orada geçen birçok kavramı anlayamayabilir. Anlamak için tahammülü de olmayabilir. Böyle bir sıkıntıyı aracılar çözecektir. Bunlar, edebiyatçılar, roman yazarları, köşe yazarları, şairler, öğretmenlerdir. Bu aracılar sayesinde, filozofun düşünceleri yumuşatılır, erişilebilir hale gelir. Anlaşılan şu ki, filozof ile sokak arasında hiyerarşik bir zincir var. Bu zincirin halkaları oluşmadan, filozofun sözleri havada kalır. Sokak, kendi kültürünü oluşturur. Düşünce ve akılsallık yerine, duygusallık ve eğilimler egemen olur.

Akılsallık dedik ya, bu olmadan toplumda felsefe revaç bulmaz. Bundan kastımız, bilimsel düşünceye aşina bir toplumun halidir. Eğitim kurumlarında, matematik, fizik kimya ve biyoloji gibi bilimlerin iyi seviyede öğretildiği bir toplumda, bilimsel düşünce ve akılsallık, kültürün önemli bir unsuru olmuştur. Bu şart yerine gelmemişse, onun yerini, inançlar, karizmatik lider fetişizmi, abartılmış mili kahramanların öyküleri doldurur. Bu da, insanlar arasında bölünmüşlük, şiddet ve karşılıklı nefrete yol açar.

Önceki ve Sonraki Yazılar