Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

İlişkiler

Tek başına yaşayamazsın. Zaten yaşatmazlar. Annen, baban, kardeşlerin, komşuların, arkadaşların, öğretmenlerin olacak. Biraz daha yaşasan eşin, çocukların, iş arkadaşların olacak. Biraz daha yaşasan gelinlerin, damatların ve torunların olacak. Bir de kaybettiklerin olacak. Hele biraz şansızsan, yani biraz daha yaşarsan, yaşıtların, çocukluk arkadaşların, okul arkadaşların tek tek gidecekler gözlerinin önünde. Hele bu şansızlık artarsa, sıra öz çocuklarına gelirse hayat artık çekilmez hale gelir. Bir filozofun bir kitabında okumuştum: Mezarlıkta yatanlara, kafalarına hafif dokunup uyandırarak şu soru sorulacak olursa: “Bir daha yaşamak ister misin?” alacağı cevap: “Hayır, hayır” olacaktır.

Dün akşam bir misafirim vardı. Hem samimi hem duyarlı. Mezardakilere sorulan bu soruyu bana sordu. Şöyle cevap verdim: “Bir şartla. Mükemmel bir eğitim isterim. Beni yarım yamalak bırakan, mevcut eğitimimden nefret ediyorum. Daha küçük yaşta antik dilleri öğrenmek, tüm klasikleri okumuş olmak isterim(J. S. Mill gibi). Nasıl bir ailede, nasıl bir evde doğmak istediğimi, nasıl bir gençlik geçirmek istediğimi anlattım arkadaşıma. Bilge arkadaşım beni sabırla dinledi. Yüzüme dikkatlice baktı baktı, sonra gözlerini başka tarafa kaydırdı. Hiçbir şey söylemedi. Sanki bu şartlara rağmen, ikinci bir hayat yaşamaya değmez der gibiydi.

Varoluşçu filozofların iddia ettikleri gibi, biz insanlar, bizden öncekiler tarafından tezgâhlanmış bir yaşam alanına fırlatılmış durumdayız. Ama onlara göre, özgürüz aynı zamanda. Her şey önceden belirlenmiş. Kendimizce bir söz söylediğimizde, bir eylemde bulunduğumuzda, “hayır yapma, doğrusu budur” diyorlar etraftaki norm koyucular. Sonra, daha olgun yaşlara erişiyorsun, düşünüyorsun, o kutsadıkları normların beş para etmediğini anlıyorsun. Bunu söylediğinde, asi ilan ediliyorsun. Küçücük bir odada oynayan yaramaz bir çocuk gibi, kafan bir bu duvara, bir diğer duvara çarpıyor.

İlişkilerde başarılı olmak, çok karmaşık bir strateji meselesidir. Duygularını, önsezilerini, sevgini, içgüdülerini, hatta niyetini kontrol etmek durumundasın. İçinden geleni hemen söyleyene, hiçbir şey gizlemeyene saf veya saftirik diyorlar. Çevremde böyle iki kişi bilirdim. İkisi de matematik dâhisiydiler. Birisi intihar etti kurtuldu. Diğeri trafik kazasında hayatını kaybetti. Tanıyanlar, iyi oldu, kurtuldu dediler.

Şimdi, bu ilişkilerde mahir olanlar, daima gülümseyen ve takdir toplayanlar, başka bir deyimle, medeni olanlardan biri, bir de bakıyorsun beklenmedik bir karar vermiş. Kırk yıllık eşini boşamış. En yakın arkadaşlarının kalbini kırmış. Çocuklarını evden kovmuş. Günlük magazinlerde bu tür haberlere sık sık rastlarız.

Yıllar önce, İstanbul’daki bir konferansta, tarih profesörü bir arkadaşım, yine akademisyen olan diğer arkadaşına şöyle hitap ediyordu: “Sen kararını verdin, yeni bir tecrübeye adım attın. Ben bunu yapamam. Yıllardır evliyiz. İnanır mısın, sözlerimiz birbirimize kurşun gibi geliyor. Ancak yapılacak bir şey yok. Bu, böyle devam edecek”. Bunları söylerken, yüzünde hüzünle karışık alaycı bir gülüş vardı. Sanki eğleniyordu. İlişkiler, karmaşık bir strateji meselesidir dedik ya. Hoca bu stratejiyi başarıyla uyguluyordu.

Bir de, yaşları doksanı aşmış evli çiftlerin resimleri var. Yan yana, el ele. Yorulmuşlar yaşamaktan. Her türlü estetikten yoksun, yarı baygın vaziyetteler. Gören şaşırıyor. Şaşkınlık İki biçimde: Ne güzel, yıllarca birlikte kalabildiler! Bravo! Bir de, nasıl bu kadar yıl birlikte yaşayabildiler! Hayret!

Şimdi, çoğu kimse, başına gelmiş bir felaket için “benim kaderim” der, teslimiyetini beyan eder. Ne var ki, asıl büyük kader, tüm insanların, önceden tezgâhlanmış ilişkiler sarmalına fırlatılmış olmasıdır. Öyle değil mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar