Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

İmam Hatip'li Olmak

1969’da Diyarbakır İmam Hatip Okulu’ndan mezun oldum. O yıllar Diyarbakır bir fikir merkezi idi. Çeşit çeşit milliyetçilik, ümmetçilik, sağcılık, solculuk hepsi vardı. Batı’da İstanbul ne ise, Doğu’da Diyarbakır o idi. Bugün de öyledir. Diyarbakır tüm Doğu’nun kültür merkezidir. Yetmiş yıllık ömrümde dünyanın çeşitli şehirlerini ziyaret ettim. Bir kısmında yıllarca yaşadım. Londra, Edinburgh, Kuala Lumpur, Mekke, Cidde bunlardan bazılarıdır. Kısa ziyaretleri saymıyorum. Bana sorsalar en sevdiğin şehir hangisiydi? Diyarbakır’dır derim. Kalan ömrünü hangi şehirde geçirmek istersin diye sorsalar, yine Diyarbakır derim.

Şimdi gelelim asıl meseleye. Önce şunu belirtmek isterim: 50 sene önce İmam Hatip Okulları bir eğitim devrimini gerçekleştirdi. Şöyle ki: o yıllarda İmam Hatip Okullarına kayıt olan çocuklar, bu okullar olmasaydı başka okullara gitmeyecekti. Gidecek imkânları yoktu. Ailelerinin başka bir vizyonu da yoktu. Ben de bu durumda olanlardan biriydim. Sınıftaki herkes, diyebilirim ki, okuldaki tümüne yakın öğrenciler, köylerden gelmişlerdi. Arkadaşlarımızdan babası doktor olan veya mühendis olan yoktu. Annesi okuma yazma bilen de yoktu. Mezunlar ne amaca hizmet ettiler? Bunu şimdilik sorgulamıyorum. Ama binlerce, on binlerce başka türlü okuyamayacak çocuklara okuma imkânı sağladığı için, bu okullar bir devrimi gerçekleştirdi diyorum.

Bu okullarda empoze edilen mantalite ve birey tipine gelince, bunu anlatmadan önce Erol Mütercimler adındaki zatın bu okullar ve buradan mezun olanlar hakkındaki sözlerine katılmadığımı belirtmek isterim. “Sahtekâr” ve “cinsi sapıklık ”la suçladığı bu okul mensuplarına karşı büyük bir suç işlemiştir. Nereden biliyor? Bir araştırma mı yapmış? Söylediği gayrı ahlaki sıfatlar, her kesimden insanda bulunabilir. Ancak şunu da belirtmek isterim. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu okullardan çıkanlar alkol, uyuşturucu kullanmayan ideal gençlerdir sözüne de katılmıyorum. İdeal bir genç, tabii ki alkol, uyuşturucu kullanmayacak, ama zamanını namaz ve oruçla de geçirmeyecek. Bilim yapacak, bu dünyanın mutluluğuna kenetlenecek, öbür dünya gibi, bir tahminden ibaret olan bu iddiaya itibar etmeyecektir.

İmam Hatip Okullarındaki içeriğe gelince, Atatürk ve Kemalist reformlarına karşı, Batı medeniyetine karşı bir düşmanlık vardı. Din eksenli bir eğitim verildiği için, Şeriat özlemi, Osmanlı sevgisi de mevcuttu. Tabii, o zamanki devlet ve hükümetler, laiklik ilkesine uyduklarından bu içerik, çoğu zaman gizli tutulurdu. Öğretmenlerimize gelince, meslek veya fen-edebiyat dersleri verenler olarak ikiye ayrılırlardı. Meslek dersleri verenlere kendimizi daha yakın bulurduk. Her iki tür öğretmenlerde de yeterli bilgi yoktu. Hele fizik, matematik gibi dersleri veren öğretmenler, cahil denilecek kadar bu bilgilerden yoksundular. Onların yüzünden fen derslerine karşı merakım gelişmedi, köreldi.

Hepimiz o zamandaki rejime muhaliftik, dolayısıyla, politiktik. İslam, ideal bir toplum sunuyordu. Buna inanmıştık. Buna hala inananlar var. Bunlarda biri, gerçekten çok zeki bir sınıf arkadaşım, geçen gün beni telefonda aradı. Onlara göre ben, doğru yoldan saptığım için, benimle konuşurken bir nebze hayıflanarak şöyle dedi: “Yasin Hoca, biliyor musun? Bizim neslimiz iktidarda! Artık her şey elimizde. Devlet bizden sorulur. Devlet artık biziz” Evet, dedim iktidar oldunuz, devlet oldunuz, ancak yönetmekte olduğunuz şu devlete bir bakın dedim. Ne hale getirdiniz? Hem İlahiyat hem de Hukuk mezunu olan bu arkadaşım, sözlerine şöyle devam etti: “Hatırlar mısın? Resmigeçitlerde bize imamlar, imamlar diye alay ederlerdi, dalga geçerlerdi. Şimdi de geçsinler bakalım”.

Bu arkadaşım Erol Mütercimlerin iddia ettiği gibi ne sahtekârdı, ne de cinsi sapıktı. Çağın gerisinde kalmış, çağdaş değerleri reddeden bir dosttu. Çoğu İmam Hatip mezunu böyledir diyebiliriz. Ama bu nitelemeyi yaparken biraz insaflı olalım. Bu günahı yalnız onlar mı işliyor?

Koca devleti yöneten kadro da öyle düşünüyor. Bir taraftan “muasır medeniyet” diyorlar, diğer taraftan o medeniyetin tüm değerlerini reddediyorlar. Orta Çağ’dan kalma bir yaşam biçimine “medeniyetimiz” diyorlar.

Bir de şunu söylemek isterim: Resmigeçitlerde bize “imamlar, imamlar” diyenlerin bağırışlarını bugün bile duyuyor gibiyim. Bizimle alay ederlerdi ama bizden nefret etmezlerdi. Pek erdemli değillerdi, eksikleri vardı. O yüzden iktidarı size(bizim nesil dediği) bıraktılar. Atatürkçüyüz dediler, ama onun kadar aydın olamadılar. Sadece onun mavi gözlerine bakıp kendinden geçtiler. Ülkenin büyük sorunlarını çözemediler. İşte siz, İmam Hatip nesli? Yirmi yıla yakındır iktidardasınız. Sizinle alay edenleri mahcup bırakabildiniz mi? Erdemli siyaset ve davranışınızla onların beğenisini kazandınız mı? Yoksa mahcup olmak yerine, size karşı olan saygıdan yoksun davranışları daha da güçlendi mi?

Ülkenin şu durumuna bakın, ey benim İmam Hatipli neslim! Halkı birbirinden nefret eden iki kesime böldünüz. Size oy verenleri makbul vatandaş, vermeyenleri şaibeli vatandaş haline getirdiniz. Yolsuzluk, adam kayırma, particilik devletin her kurumunda var. Sizlerden biri günah işlemişse, bunu önemsemediniz, nasılsa imanı var dediniz. Yok, eğer sizden olmayan biri tarafından işlenmişse, onu o kadar büyüttünüz ki, o kişiyi şeytanla özdeşleştirdiniz. Sizden olmayanların, sizden önceki iktidarların tüm iyiliklerini inkâr ettiniz. Bu Cumhuriyeti kuranlara saygı göstermek yerine “ayyaş” dediniz. Her yönden zaafa uğramış, çökmüş bir Osmanlı’yı Cumhuriyete tercih ettiniz. İnancınız gereği devamlı bir düşman aradınız. Onu da yanı başınızda buldunuz. İşte, laiklik diyenler, modern giyinen hanımlar, namaz kılmayan, oruç tutmayanlar, alkol kullananları, dine ve dindara düşman ilan ettiniz.

Sizin bu 18 yıllık saltanatınız sayesinde din ve dindara güven ve saygı o kadar azaldı ki, Diyanet İşleri Başkanı bile alay konusu olabiliyor. Sizin yüzünüzden masum, günahsız mütedeyyinler de mağdur oldu. İşte, bir sürü tarikat ve çocuk istismarına bulaşan birçok vakıf sizin zamanınızda türedi.

İşte böyle. zamanınız geldi ve geçiyor. Bu halk öyle tanıdı ki sizi, bir daha sonsuza kadar iktidar yüzü görmeyeceksiniz.

Şunu da söylemeden makaleyi bitirmeyeyim: Laik bir iktidar geldiğinde, ilk işi, muhtemelen, çağın gerisinde kalan bu okulları ve o mantalitenin devamı olan İlahiyat Fakültelerini kapatmak olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar