Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

İman Ettim Öyleyse Ahlaklıyım

Öyle olmadığını herkes biliyor. İman etmenin zirve yaptığı son yirmi yılda, bir inanç sistemi ile ahlaki değerler arasında, temelden  bir ilişkinin olmadığını çoğu kimse görmüştür. Çünkü ahlaki(etik) değerler ve onlara uygun davranışlar, inanç ve ideolojilerden bağımsız bir sistemdir. Her kültürde vardır. Dinler, tarih boyunca, ahlaki kavramlara ve eylemlere sahip çıkmışlardır. Ancak bu sahip çıkma, insanların daha ahlaklı davranmasına faydası olmamıştır. Hatta, bir bakıma zarar vermiştir. Dinler, ahlak normlarını, kendi anlamsız metafizik iddialarını geçerli kılmak için istismar etmişlerdir. Bunun başlıca nedeni, bir dini kabullenen kişinin, bu kabul ile "ahlaklı oldum" kanaatına varmasıdır.

Diğer bir nedeni ise, dindeki birçok metafizik inanç ile ahlak normlarının iç içe geçmesidir. Mesela namaz kılmayı emreden dini emir ile "iyilik yap" normunun ilişkilendirilmesi gibi. Bu sağlıksız ilişkiden doğan anlamsız, "namaz kılan kişi iyilik yapar" sonucunun çıkartılması gibi.

Ahlaklı eylemin gerisinde, o eylemin ortaya çıkmasına neden olan "değer"e bağlılık ve kanaat vardır. Başka şey aramamak lazım. Başka şeyler yok mu? Vardır: "Dinin emridir, Tanrı buyruğudur, karşılığını alırım" inançları gibi. Şimdi, bu inançların hepsi, görünürde, aynı eyleme götürebilir. Yani bir insan, sırf bir ahlaki değer olan "iyilik" e inanarak, bir insana iyilik yapabildiği gibi, Tanrı buyruğu olduğuna inandığı için de, yapabilir. Bunlar arasında bir fark yok mudur? Büyük bir fark vardır. O da şudur: Birinci tür iyilikte, eylemin kaynağı kendi bilincidir, iç otoritedir. İkincide, kaynak dışarıdandır. Yani iyilik yapan kişi, dış bir otoriteden emir alarak yapmıştır. Peki, kendisi de, aynı zamanda, bu iyilik kuralına inanmış olamaz mı? Olabilir. Bu, onun iyilik yapmasına zaten yeterdi. Buyruk altına girmesine ne gerek vardı? Peki buyruk altına girmenin, yani dıştan gelen daha yüce(!) bir otoriteden talimat almanın ne zararı olabilir? Şu zararları vardır:

Birinci zarar: Kişi robotlaşır, eiyilik-kötülük farkını idrak etmekten uzaklaşır. Yukardan gelen emir diye, veya O'nun adına cinayetler işleyebilir. Ayrıca, Tanrı yasaklamamıştır bahanesiyle, en çirkin eğilimlerini tatmin edebilir.

İkinci zarar: İyilik ve kötülük normlarını dışardan, üst aşkın sandığı ,bir otoriteden alan kişi, kendi melekelerini, insani kapasitesini geliştiremez. Yaşamı boyunca, bir çocuk gibi bağımlı kalır. Halbuki, bir kendine gelse, iyinin, kötünün ne olduğuna, kendisi karar verecektir. Sevmek, acımak, merhamet etmek gibi yetenekleri gelişecektir. Dış bir makama kilitlendiği için bu yetilerinin hiç birini geliştiremiyecek, yaşamı boyunca çocuk kalacaktır.

Şimdi, bu satırları okuyan dostlarım, IŞID militanlarının neden hunharca cinayetler işlediğini, insanlıktan neden bu kadar uzak kaldıklarını  bir nebze anlayacaklardır.

Anlaşılan şudur: Dindar ile erdemli, mütedeyyin ile faziletli kavramları, eşanlamlı değillerdir.

Bir dindar veya mütedeyyin, dinin normlarına inanan, ritüelleri yerine getiren kişi demektir. Erdemli veya faziletli kişi ise, bir dış otoriteden emir almadan,ahlak normlarına inanan ve onları bilfiil yerine getiren kişi demektir. Ne dindardır ne de mütedeyyin. O zaman, "iman etmekle, erdemli olmak arasında zorunlu bir bağ yoktur" diyemez miyiz?

Önceki ve Sonraki Yazılar