Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

İnanç ve İnsanlık

238 günden beri ölüm orucunda olan avukat Ebru TİMTİK dün vefat etti. Böyle trajik bir sonun geleceğini, herkes gibi bu ülkeyi yönetenler de biliyordu. Ancak müdahale etmediler; an be an ölümünü seyrettiler. Ölümü duyulduktan sonra tepkilere baktığımızda, dindar kesim pek umursamadı. İktidar medyası da fazla yer vermedi bu olaya.

Neden böyle oldu? Ebru Türk vatandaşı değil miydi? Evet. Büyük bir suç mu işlemişti? Hayır. Büyük suç işleyenlerin, tecavüzcülerin, katillerin nasıl afla salıverildiklerini gördük. O zaman neden Ebru sahipsiz kaldı? Devleti yönetenlerden biri, merhamet elini uzatıp hayatını kurtaramaz mıydı bu masum genç kızın? Neden bu iyiliği yapmadıklarını, yıllar önce başımdan geçen bir olayla açıklamaya çalışacağım.

20 yıl kadar önceydi, eşim ve 5-6 yaşındaki kızımla memleketim Urfa’ya gittik. Yaz mevsimiydi, günlerden Cuma idi. Ana caddede yürüyorduk. Bir de baktım karşımda hem mahalleden hem de İmam Hatip’ten arkadaşım Muzaffer (asıl ismini yazmayayım) duruyor. Mezun olduktan sonra yollarımız ayrılmış, yıllar geçmiş görüşmemiştik. Uzun sakal bırakmış olması, acaba o mu, diye tereddütte neden oldu. Sarılmak istedim, geri çekildi. Sonra bana aynen şunları söyledi. ”Sen dini imanı bırakmışsın. Cezalandırılmalısın. Hele şu hanımın giyimine bak (eşim uzun bir elbise giymişti; başında da güneşten korunmak için şapka vardı). Sen artık dostum, arkadaşım değilsin” dedi yüksek sesle. Ne diyeceğimi şaşırdım. Hal hatır soracakken birbirimizle kavga ediyorduk. Ben de bir şeyler şöyleyeyim bu hatır bilmez adama diye düşünürken, ikimizi de tanıyan başka bir arkadaşımız karşıdan gelirken bizi gördü. Durumu fark etti. Kolumdan tutup beni oradan uzaklaştırdı. Eşim şaşırıp kalmıştı. Bu kim diye sordu. Bu benim mahalleden, yatılı okuldan arkadaşım. Bugün Cuma, gidip Ulu Camide vaaz verecek. İnsanlıktan bahsedecek. İyilikten bahsedecek, cemaati aydınlatacak. Ama bu adam, işte bu adam, bu kafayla, imkânı olsa, katlım için fetva verebilir, hatta infazı, tereddüt etmeden, kendisi icra edebilir dedim.

Bu olay ile avukat Ebru’nun ölümü arasında ne ilişki kurulabilir diye sorulabilir. Şu ilişki vardır: Ebru, bugün bizi yöneten iktidardaki zevatla aynı inançları paylaşmıyordu. Aleviydi, Kürt’tü, solcuydu. Aynı zamanda hukukçuydu; sahip olabileceği haklarının farkındaydı ve dik başlıydı. Sevilmemesi için, dışlanması için tüm sıfatlara sahipti.

Şimdi asıl meseleye gelelim. Bir Müslüman neden kendisi gibi inanmayanı sevmez? Dinsizi sevmez, ateisti sevmez, Gayri Müslim’i sevmez, hatta solcuyu bile sevmez. Laiki de sevmez. Bazen onları düşman olarak görür, onlara yapılan adaletsizlikleri hoş görebilir. Çünkü iman etmemekle bazı cezaları hak etmişlerdir. İman etme olayı da tarih boyunca, ta başından beri büyük krizlere yol açmıştır. Babayı oğula, kardeşi kardeşe, kadını kocasına düşman etmiştir.

Bunun yegâne sebebi, iman denilen inancın insan kimliğinin, insanlık kimliğinin yerini almasıdır. Müminin inancı, onun tüm insanlık kapasitesini yutmuştur. Mesela, insanım yerine Müslümanım diyebilir. Onun bilicinde Müslüman olmayana yer yoktur. Müslüman olmayan yabancıdır, belki de düşmandır. Tüm inanç sistemlerinde dost ve düşman ögeleri vardır. Birisi ya dosttur, bizdendir; ya yabancıdır, bizden değildir. Bu duygularla beslenirler.

İnsanların orijinal kimliği insan kimliğidir. Tüm insanları ve insanlığı kapsar. İnanç sistemlerinin çoğu, insanları, bizdendir-bizden değildir şeklinde bölerek bu kimliğe zarar vermiştir. Hiçbir kimlik ve aidiyet, insanlık kimliğinin yerini tutamaz. İnsan kimliğini herhangi bir inancın verdiği kimlikle değiştirmek, küçülmektir, değer kaybetmektir. Kocaman bir kapasiteyi daraltmaktır. İnsanlığı ve insanları kucaklamamaktır. Bir inancı kabullenmiş bir insan, hiç olmazsa, insanlığını aktif tutsun, kendisinden olmayana da saygı duysun. Orta Çağ boyunca din ve mezhep savaşlarının gerisinde, inancın insan kimliğinin yerine geçmesi gerçeği vardı.

İnançlı vatandaşlarımızın bir evrim geçirmeleri gerekir. Kendileri gibi inanmayanların, dinsizlerin ateistlerin, deistlerin kendileri kadar hak ve hukuka sahip olduklarını, bu topraklarda yaşamlarını sürdürebileceklerini bilmeleri gerekir. Hakikat ve doğrunun onların tekelinde olmadığını anlamaları gerekir. Ayırım yapmadan her türlü insana saygı duymaları gerekir.

Önceki ve Sonraki Yazılar