Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

İNANÇLAR VE İNANÇLAR

Birkaç akademisyen kampüste ayaküstü sohbet ediyorduk. Nasıl olduysa inançtan söz edilmeye başlandı. Ben söze başlayınca, hocalardan biri bana: " Hoca lütfen benim yanımda şu inanç eleştirisini bırakıver. Ben rahatsız oluyorum" dedi. Bunu söyleyen kişi, alanında gayet iyi, saygı duyduğum bir akademisyendir. Bu olay beni hem tedirgin etti hem de inançlar konusunda tekrar düşünmeye itti. Olayı iki yönden ele aldım: a) Ben inanç eleştirisi yapmakta haklı mıyım? b) İnancı eleştirilen kişiye,ü bir şekilde, haksızlık mı yapılıyor?

Önce inanç dokunulmazlığı nereden geliyor ona bakalım: Kişi, sahip olduğu inancı iki şekilde kutsar. Kaynağının insanüstü olduğu ve içeriğinin zamana mukavim, mutlak ve değişmez olduğu.

Şimdi, inançlı kimse, bizzat kendisi, aşkın bir kaynaktan bilgi aldığını zaten söylemiyor. O iddiada bulunan başka biri var. Ona güvenip aktardığı bilgiyi paylaşıyor. Başka bir deyişle, inançlı kişi, "benim kapasitemin yetmediği bir bilgiye başka birininki yetebilir. O kişi yetkin ve seçilmiş biri olabilir. Hele o kişi yüce bir kudret tarafından belirlenmişse, ona güvenim kat be kat artar" diyebilir.

Peş peşe önermelerden oluşan bu ifadeler, pek mantıklı görünmektedir. Ancak içerikleri analiz edildiğinde, doğruluk paylarının olmadığı görülecektir. Çünkü kapasitesi benimkinden üstün derken, tüm insanlarınkinden, insanüstü demek istemeyiz. Bir insan benim bilmediğimi bilebilir, benden daha zeki ve akıllı olabilir, ama hiç bir zaman bilemeyeceğimi bilemez. Onun bildiği, benim bilmediğim her türlü bilgi, bilebileceğim bilgidir. Başka bir deyişle, insanlığın tarih boyunca biriktirdiği bilimsel, sanatsal ve felsefi her türlü bilgi, insan kapasitesi içindedir, onu aşamaz. Kapasite üstü bilgi sahibi olduğunu iddia eden kişi, bu tecrübeyi başkasına aktaramaz. Bir üst varlıkla iletişim içinde olma iddiası ve insanlar için akıl üstü bilgi aktarımı çok sorunlu, vahim bir iddiadır. Her şeyden önce, akıl üstü, veya kapasite üstü bilgi, bizim için geçersizdir. İnsana, insanca bilgi geçerlidir. Bunun üstü varsa bile, anlayamayız ve geçersizdir. Peki, birileri ben böyle bir bilgi sahibiyim iddiasında bulunursa ne yapacağız? Aynı deneyimi yaşamadığımız müddetçe, o bilgi subjektif bir bilgidir, kendisinde kalır. Eğer anlaşılır, paylaşılan bir bilgi ise, insanüstü değil, seviyemizde olan bir bilgidir.

Bunları niye söylüyorum? İnancıma dokunma diyen ve inandıklarını itinayla koruyan profesörün inancı, herhangi fani birinin sahip olabileceği bilgidir demek istiyorum. Bunun ötesine geçemez.

Bu bilgiler mutlak, değişmeyen bilgiler de değildir. Çünkü insanın anlama ve kavrama yetisi, mutlak doğruları idrak etmeye müsait değildir. Her türlü bilgimiz zaman ve mekan koordinatları içerisindedir. Faniyiz ve ancak fani nesneleri bilebiliriz.

O zaman insanüstü veya İlahi bir bilgiye sahip değilsek, tüm bilgilerimiz zamana tabi ise, onları neden sıkı sıkı koruyoruz? Bırakın tartışalım onları. Eleştirelim. Sağlam olanlar, bir süre daha kalır, çürük olanlar da dökülür gider. Bunda daha karlı çıkmaz mıyız?

Bunu yapmazsak ne olur? Bağnazlık egemen olur. Dogmatizm hüküm sürer. Bugünkü Türkiye'de olduğu gibi. Tolerans ortadan kalkar. Ulusal kültür evrimi duraklar. İnanç fetişizmi, toplumda gruplar arasında karşılıklı nefret söylemine dönüşür ve çatışmalara yol açar. Orta Çağda olduğu gibi.

İnanç sahibi dostlarımız inançlarını tartışmaktan korkmasınlar. Biraz da şüphe etsinler inandıklarından. Akıl süzgecinden geçemeyen maddeleri terk etsinler. Çünkü iman edilen bilgilerin kanıtı, fazla iman  veya daha güçlü inanmak değildir. Ben çok inanıyorum,  eksiksiz, mükemmel inanıyorum demekle inandıklarımıza bir gerekçe bulamayız. Bizim en yakın dostumuz, kendi bilincimiz ve kendi aklımızdır. Başkalarının aklına ve doğrularına neden bu kadar heves ediyoruz? Kendimiz buna yetkin değil miyiz? Bir inanç revizyonu yaşadığımızda, görülecektir ki, ahlak yasasından ve etik değerlerden daha kalıcı bir demirbaşımız yoktur.

Diğer taraftan, inanç maddeleri ve kültürel unsurlar hiç bir ferdin kişisel mülkü değildir. Geneldir. Herkese aittir. Bunlar eleştirilince, tabi ki kendisini. düşünceyle savunacaktır. Ama rahatsız olup: "lütfen bu konuda konuşma!" diyen kişi, iki sebepten bu duruma düşer: Ya bu inanç sadece bende var diyecek olur, veya "ben inancımla özdeşim" der. İkisinde de haksızdır. Hele ikincisinde, insanlığını, inancıyla özdeşleştirerek, insan olarak kendisini tüketmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar