Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

İnanmak Versus Anlamak

“Credo ut intelligam” İnanırım ki anlıyabileyim.

Bu söz, hem Aziz Augustine hem de Aziz Anselm’e atfedilir. Bu Latince cümlede söylenmek istenen, “önce inan, sonra anlamaya çalış” benzeri bir anlam var.

Peki, neye inanıp sonra anlamaya çalışacağız? Bu Hıristiyan teologlara göre, dinin temel dogmalarına önce inanmak gerekir. Sonra bu dogmaların içeriklerine geçilir. Onların ne oldukları tek, tek araştırılır. Anlaşılır hale gelir. Böylelikle iki şey iki şey kazanılmış olur: 1. Dogmaların açılımı sağlanmış olur. Kapalılık kaldırılmış olur. 2. İnanç(iman)ile akıl barıştırılmış olur.

Şimdi, pek mantıklı görünen bu önermeyi incelediğimizde, pek de tekin olmadığını anlayacağız:

Önce “inançtan başla” iddiası doğrudur. Elimizde bir iddia(inanç veya hipotez) olmadan neyi araştıracağız?

Ancak bizden beklenen, inancın(hipotezin) doğruluğu veya yanlışlığı değil de sadece, ne içerdiği ise, durum değişir. Yani, dogmayı sorgulama! Sadece ne içerebildiğini araştır! Bu, işte bu, anlama işini kısırlaştıran bir şarttır. Anlamaya(aklına) güvenen bir zihin, bu şartı kabul etmeyecektir.

Doğrudur, tüm bilimsel buluşlar, gelişmeler, faraziyelerle(hipotezlerle) başlar. Araştırma ve testler sonunda, bu hipotez, ya doğrulanır ya da yanlışlanır(çürütülür). Böyle bir araştırmada sadece, doğruluğu önceden kabullenmiş aksiyomlar ve postulatlar test edilmez. Gerçi onların bile sorgulanması yasaklanmış değildir. 

Hipotezler, ta baştan, aksiyomlar gibi doğrulukları ispatlanmış muamelesi göremezler. Semavi dinlerin bütün iddiaları hipotezlerden ibarettir. Sorgulanacaklardır. Hipotezlerin yanlışlanabilir(çürütülebilir) özelliği vardır.

Zihnin(akılsallığın) doğasında, her şeyi sorgulamak vardır. Bir istisna kabul etmez. Mesela, semavi dinlerin ortak dogması olan “Allah vardır” dogmasını da sorgular. Onu, dokunulmaz bir ilke olarak, kabul etmez.

Önceki ve Sonraki Yazılar