Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Kaba Kuvvet Versus Akıl

Bilim ve teknoloji gelişmeden önce, kaba gücün, adaleli bedenin, avantajları vardı. En akıllı bilge insan, cahil, güç sahibi birinin karşısında durup, ne yapacağını bilmezdi. Ne yapsam da bu adamı kızdırmasam, şerrinden korunsam diye düşünüp dururdu.

Genelde, kırsalda, çölde barınan bu cahil, barbar sürülerinin sayısı binleri, yüzbinleri aşınca, toplu halde, şehirlere saldırdılar. Şehir insanını katlettiler. Nesillerin birikimiyle, emeğiyle inşa ettikleri evlerini, bahçelerini yakıp yıktılar. Ev sahibini, çoluğunu, çocuğunu kılıçtan geçirdiler. Bu acımasız, kanlı eylemlerine de bir ad koydular: Kahramanlık.

Bu kahramanlığın hükmü nereye kadar, ne zamana kadar sürdü biliyor musunuz?

Şehir insanı, nihayet bir çare buluncaya kadar. Kılıcın krallığına, saltanatına, son verecek bir silah buluncaya kadar. Bu silah, BARUT idi. Barutu bir patlayıcı olarak, pratik, hafif veya ağır düzeneklerde kullanarak, bu katil sürülerini, medeniyet düşmanlarını, daha şehrin surlarına ulaşmadan, imha ettiler. Kılıcın, kalkanın, okun, güllenin bir hükmü kalmamıştı. Kahramanlıkları, şehrin surlarının eteklerinde bitiyordu. Şehrin, sokaklarını, bahçelerini, güzel kızlarını, oğlanlarını göremeden, kutlu(!) seferleri bitmiş oluyordu.

Bu, aklın zaferiydi. Düşünmenin, çözüm aramanın, çare bulmanın, kaba kuvvete, sınırsız öfke ve nefrete nasıl galip gelindiğinin hikâyesiydi. Akıl, kaba kuvvetten her zaman üstündür. Aklın hükümranlığı, günümüzde, cahil, kahraman sürüler karşısındaki üstünlüğü, devam etmektedir.

En büyük risk, şehir insanını kır barbarına karşı üstün kılan bilgi ve teknolojinin, kahramanlık heveslisi bir şehir manyağının güdümüne geçmesidir. İnsanlık, bunun örneklerini, iki cihan harbinde gördü. Bu, bir şehir insanının, çöl barbarına değil, diğer bir şehirliye karşı kahramanlık gösterisiydi. Anlaşılan, o barbarlık damarı, depreşmişti.

-----------

Şehir hayatının, şehirde yaşayan insanı, nasıl yumuşattığını, korumasız bıraktığını, bir hadiseyle anlatayım: Bir Arapça kaynaktan okumuştum şimdi aktaracağım hikâyeyi.

“Moğollar Bağdat’a saldırmışlar, her tarafı yakıp yıkıyorlardı. Sokakta, evde kimi görüyorlarsa öldürüyorlardı. Ben canımı kurtarmak için bir sığınak aradım. Nihayet buldum. Sığınakta, benimle birlikte 14 kişi olduk. Korku içinde birbirimize bakıp duruyorduk. Derken, bir Moğol askeri, sığınağa girdi ve bizi gördü. Elinde kılıcı yoktu. ‘Siz bekleyin, kılıcımı alıp geleyim’ dedi. Biz dehşet içerisinde beklemeye başlamışken, bizden birisi şöyle dedi: Yahu, bu adam kılıcıyla elince hepimizi öldürecek. 14 kişiyiz. Gelin bir plan yapalım. O içeri girer girmez, birimiz üstüne atlasın, o şaşkınlık içinde kendini toparlayıncaya kadar, biz diğerleri, kılıcı elinden alıp onu öldürelim. Nitekim Moğol askeri geldi. Planımızı uyguladık. O bizi öldürmeden biz onu öldürdük. İşte ben, hayatta kalan o 14 kişiden biriyim.”

Önceki ve Sonraki Yazılar