Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Katarsis

Gençlik yıllarımda Ankara’da resmi bir kurumun misafirhanesinde bir süre kalmıştım. Yakup adında yaşıtım sayılabilecek bir gençle aynı odayı paylaşıyorduk. Yakup duruşu, kıyafeti, sözleri ile pırıl pırıl bir delikanlıydı. Bir gün karşılıklı sohbet ederken boynunda bir muska fark ettim. Kendisine bu nedir diye sordum. “Beni kötülüklerden korumak için. Annem benim için yazdırdı.” diye cevap verdi.  Peki, “insanlardan gelen kötülükler buna dâhil mi diye sordum. “Evet. Zaten en çok onlardan kötülük gelir” diye cevap verdi. “O aman annene söyle bir muska daha yazdırsın; senden diğer insanlara ulaşacak kötülükler için.” Yakup bu sözüme şaşırdı. O masum edasıyla “benden kötülük çıkmaz ki.” diye hayıflanarak cevap verdi. O sözüm, karakterimin bir parçası olan muzipliğimin bir yansımasıydı. Bir anlam taşımıyordu. Ama bugün aynı sözü söyleyecek olursam, bir anlam taşısın diye söylerim.

Katarsis(İngilizce: Catharsis) Yunanca bir kavramdır. Aristo’nun kitaplarında geçer. Ne anlam ifade ettiği hususunda değişik görüşler var. Ancak genellikle “ruhun kötülüklerden arınması” anlamında kullanılır. Bilhassa tragedyada ve diğer temsillerde seyircilerin etki altında kalıp, olup bitenden ders alması gibi durumları belirten bir kelimedir.

Şimdi soru şudur: Hangi tip insanın katarsise ihtiyacı var? Kötüleri anladık, ya iyiler? Yakup gibi iyi ruhlular da ruhlarını temizlemeli mi?

Hiçbir kötülüğe veya aşırılığa meyletmemek, insan tarifinden çıkmak demektir. Erdemlilik, kötülük arzularına rağmen iyiliği tercih edip yapmaktır. İyilik arzusunu kırmaya çalışan zıt bir duygu, güdü veya arzu olmadan icra edilen iyilik, erdem statüsünü kazanmaz. Doğadan gelen bir lütufa benzer. Doğaya erdemli diyemeyeceğimiz gibi o insana da erdemli diyemeyiz. Sokrat’ın en büyük özelliği, çok güçlü erdem karşıtı dürtülere sahipken iyiliği seçmesiydi. Şöyle sorabilir miyiz: Fevkalade erdemli, ruhu, niyeti, eylemi tertemiz ve kusursuz bir insan, hala katarsize ihtiyaç duyar mı?  Duyar, çünkü o kişide iyiliğe zıt ve karşı olan eğilim hep vardır. O eğilim bir an güçlenirse, iyilik arzusunu alt edebilir. Yani erdemli insan her an kötülük yapabilir. Eğilimler anlık haz içerdiği için daima güçlüdürler. Erdemli eylemde ise, ne yazık ki, anlık haz mevcut değildir.

O zaman Yakup dostumuzu katarsisten muaf tutamayız. Ne kadar masum görünse görünsün, çeşit çeşit muskalar taşısa da taşısın, ruhunda gizli kalmış kötülüğün tohumları vardır. O tohumlar yok olmazlar; sadece filizlenmeleri önlenebilir.

O kötülük tohumları nerede gizlenmiş olabilirler? Buna farklı cevaplar verilebilir. Mesela, insanın çocukluğundan itibaren yaşadığı kompleksler, kaprisler, bastırılmış duygular, hırslar ve arzular beklenmedik kötülüklerin sebebi olabilirler. Birbirlerine kusursuz güvenen ve sınırsız seven sevgililerin birbirlerini katletmelerini, intihar etmelerini başka nasıl açıklayabiliriz?

Orta Çağ’da, dinsel inançların egemen olduğu yaşam biçimlerinde, bir çeşit katarsis vardı. Hatta Hristiyan dünyasında kurumlaşmış bir ritüeldi: Günah çıkartmak gibi. İslam dünyasında nefsin kötülükten arınmasına “zühd “ve “tezkiye” denirdi. Hıristiyanlıkta günahını itiraf eden kişi, bu itirafı kendi bilincine değil, başka bir günahkârın huzurunda yaptığı için anlamsızdı. İslam’ da ise zühd, takva ve tezkiye peşinde olan faniler, sosyal hayattan çekilip uzlete sığındıklarından, anlamsız ve işlevsiz bir rejime girmiş oluyorlardı. İki dinde de bu ameliyelerden geçen bireyin egosu zayıflar, tasavvur edip inandığı yüce Kudret kaşsısında eriyip biterdi. Hâlbuki Antik Yunan felsefe geleneğinde, insan egosu veya bilinci katarsis sayesinde zayıflamaz, güç ve itibar kazanır. Ayrıca her iki dinde de arınan şey günahlardır. Günahlar felsefi anlamdaki tüm kötülükleri kapsamadığı gibi bazen günah dedikleri şey, aslında kötü olmayabilir. Katarsiz veya ruhun arınması konusunda, dinler artık referans olmaktan çıkmışlardır. Onların yerini Freud literatürü ve modern psikoloji almıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar