Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Kişilik ve Zaman

Her insan belli bir potansiyel donanımla dünyaya gözlerini açar. Bu donanım zaman içerisinde şekil alır. Aile, mahalle, okul iş hayatı kişiliğin oluşmasında başlıca faktörlerdir. Çocuk, zorunlu olarak ailenin değerleriyle etrafındaki insanlara ve olaylara bakar. Mahalleye ve sonradan okula adım atınca ya bu değerlere yenileri eklenir; ya da yerini başka değerlere bırakır. 

Bir aile düşünün, baba geçimini yasal olmayan yollardan sağlıyor. Hırsızlık, dolandırıcılık yankesicilik geçim kaynaklarından bazıları. Tabii, yakalanınca hapis yatmalar da var. Bu ailede yaşayan talihsiz çocuk, ailede olup biten her şeyin farkında. Çocuğun hayalinde, babası gibi veya kendisinden yaşça büyük abileri gibi olmak var. Hırsızlığın en verimlisini yapmak, yankesiciliğin en kazasız, belasız olanını gerçekleştirmek, bu çocuk için en başarılı ideal eylemler olacaktır. Çünkü aile çemberindeki geçerli değerler, bu eylemlere yöneliktir. Mahalle de benzer ailelerden oluşuyorsa, çocuğun mahalleye açılması onun dünyasını değiştirmeyecektir. Okul bir kurtuluş kapısı olabilir diye insan düşünebilir. Genellikle bu gibi aileler çocuklarını, daha küçük yaştayken geçim için çalıştırdıklarından, bu çocuklar zorunlu ilkokul eğitimini bile alamayabilirler. Bir kaç yıl öğretmenin sözlerine muhatap olmuş olsa da böyle kısa ve gönülsüz bir eğitim, onun bilincinde yer tutmuş değerleri yerinden oynatmaya yetmeyecektir. Bu çocuğun makus kaderini, içine doğduğu aile belirlemiştir.

Yukardaki örneğin bir toplum içindeki yüzdesi pek azdır. Bunu, bundan sonra anlatacaklarıma bir alan açsın diye yazdım.

Şimdi, insanın kendisi daimi bir devinim içerisindedir. Etrafını saran her şey, durmak bilmeyen bir hareketlilik halindedir. Birey, kişiliğinin(kişilikten kastım mantalitedir) oluşumunda çocukluktan başlayarak ölünceye kadar, hem kendi dinamizmini hem de onu saran çevre dinamizmini bizzat yaşamaktadır. Bu çevre dinamizmi ne kadar büyük olabilir? Bir ulusun komple kültürü olabilir. Çağdaş dünyanın egemen kültürleri(dünya görüşleri) olabilir. Bu kültürlere geçmişlerindeki önemli hadiseleri da eklersek, bir bireyin kişiliğinin oluşması için gerçekten fevkalade hacimli ve dopdolu bir dünyanın varlığı ortadadır. Bu büyüklükteki bir dış çevre, geçmiş nesiller için pek mümkün değildi; ama günümüz insanı için mümkün olduğunu görüyoruz. Kişilik gelişiminde, iç ve dış dinamizmin buluşmasında, değerler bazında fırtınalar kopacaktır. Bazı değerler silinecek yerine yenileri geçecektir. Silinecekler arasında, o ana kadar, en çok güvenmiş olduğu bir değer de olabilir. Bu basit bir hadise değildir.

Şimdi, bu devasa çevreye girmeye cesaret eden birey, iki zorlukla karşı karşıyadır. Öyle ya, büyük imkânlar büyük zorluklar gerektirir. Birinci zorluk, kişiliğin oluşmasında doğal ve zorunlu bir devinim içinde olan bireyin bu uçsuz bucaksız sahadaki devinime kendisini adapte etmesi, onda değişiklikler(çoğu zaman köklü) yapmasına izin vermesidir. İzin vermezse, sadece seyirci kalır, iç dinamizm rölantiye geçer. İkinci zorluk, büyük bir dış dünyaya maruz kalmakla, yaşadığı kişilik, tamamlama ve yoğunlaşmadan doğan değişim sebebiyle, eş dost ve yaşadığı ülke insanıyla uyum zorlukları. Şu sorulabilir: Birey, bir ulusta var olan kültürel dinamizmle yetinse olmaz mı? Cevap: Olmaz. Birey, kişiliğin oluşması için çağdaş dünyada ne kadar dinamizm varsa hepsine maruz kalacaktır. Herhangi birinden kaçarsa, kişiliğinin oluşmasından kaçmış sayılacaktır.  Bilim ve teknolojide bilim insanı, dünyanın herhangi bir yerinde kendi alanıyla ilgili bir gelişmeye nasıl açıksa ve bu gelişmeyi anlamak durumundaysa, kişilik mükemmeliyetçisi de aynı durumdadır. Hiçbir başat kültürü bypass edemez. Bu ikinci zorluk, Platon’unun Mağara Alegorisinde, mağaradan dışarı çıkıp, nesneleri günışığında gördükten sonra, tekrar mağaraya döndüğünde, oradakilere gördüğü gerçekleri anlatınca, başına gelenleri hatırlatıyor.

Şimdi, hem erdemlilik hem de bilgi edinme yönlerinden kâmil kişi olma yolculuğuna çıkan çağdaş birey, kendi bilgisine ve olgunlaşmasına küresel kültürlerin arz edilmesiyle, bir ikirciklik içine girecektir. Ülkemin ve ana dilimin bana sunduğu imkânlarla yetinip kişilik serüvenimi burada mı noktalıyayım;  yoksa gizem dolu şu dış dünya kapılarından geçip kişilik yapılandırma misyonuma devam mı edeyim?

Eğer ikinci şık tercih edilmezse veya tercih edenler çok azınlıkta kalırsa, ne yazık ki uluslararasında kutuplaşma devam edecektir. Ulusları yönetenler popülizm sebebiyle, çoğu zaman, ilk şıkkı tercih edenlerden çıkacağından, evrensel barışın gerçekleşmesi, gelecek nesillerin ütopyası olmaya devam edecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar