Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Macera mı, Huzur mu?

Bir ömür nasıl geçmeli? İnişli çıkışlı, beklenmedik olaylar, heyecan, riskler, aşklar, hayal kırıklığı. Bunlar mı doldurmalı bir insanın hayatını, yoksa içinde olayların olmadığı, peş peşe gelen, bir birinin aynısı olan günlerin doldurduğu bir hayat mı?

İlkine maceralı hayat diyelim, diğerine sakin, huzurlu hayat diyelim. Hangisini isteriz? Çoğumuz ilkine meylederiz, belki isteriz de. Ama sadece istemekle olmaz. Birinci kategoriye girmek için, ona uygun yaratılmış olmak lazım. Aslında hepimiz bir miktar uygun yaratılmışız. Çünkü hepimiz nihayet özgür canlılarız. Bizi hep içgüdülerimiz yönetmez; aklımız da var, irademiz de. Ancak özgürlüğümüzü tam kapasite kullanacak kadar kudretimiz, kendimize göre yaşayacak kadar cesaretimiz var mı? Macera insanı olarak yaratılmamışken, öyle olmayı istemek tuhaf bir durumdur. Çünkü her şeyi isteyebiliriz ama istemeyi isteyemeyiz(Schopenhauer).

Maceracıyı huzurludan ayıran en büyük fark, kendisinin, bir inisiyatif ve proje sahibiyken, diğerinin, kendisini şartların insafına bırakmış olması, başarı ve mutluluğu kendisi dışındaki güçlerden beklemesidir. Ancak şu da bir gerçektir ki, her maceracı, başarıya ulaşmak amacıyla kendisi için bir güzergah hazırlar. Kader denilen o gizemli güç de, onun için bir yol haritası hazırlamıştır. Maceracının hayat yolculuğunda bu iki senaryo bazen örtüşür, bazen çakışır. Tüm varlığını hedefine adamış olan maceracı, o gizemli gücün onayını veya desteğini almadan bir adım öteye gidemez.

Hayatı ilginç kılan, ona cazibe ve gizem katan, hür ve cesur(maceracı) insanların yaşantılarıdır. Onların engel tanımaz azimleri, amaçlarına ulaşmak uğruna ölüme meydan okumaları, zaferleri, aşkları, mağlubiyetleri, tükenip yok olmalarıdır hayatı anlamlı kılan. Tarihi onlar yaparlar. Tüm romanların kahramanları onlardır. Toplumdaki mevcut değerlere yeni değer katarlar. Bir köyde, bir mahallede, bir kasabada, bir şehirde, koca bir ülkede yalnız onlar görünür. Başları yukarda oldukları için. Diğerleri zaten görünmezler. Görünmeye cesaretleri olmadığı için.

Maceracının problemi, diğer bir maceracıdır. Huzurlu, sakin olanlarla bir sorunu olmaz onların. Sadece kullanılacak figürandırlar huzurda bekleyenler. Diğer maceracı, kendisi gibi özgür ve cesurdur. Onları birbirinden ayıran, akıl seviyeleridir. Rasyonel düşünebilen maceracı, rakibini alt edebileceği gibi insanlığın, geleceğe doğru yolculuğuna da katkı sağlar. Rasyonel maceracıların bir toplum içindeki sayısı maalesef azdır. Diğer maceracıların çoğu, gözü kara ve delilik derecesinde cesur olduklarından, yıkıcı olurlar. Topluma zarar verirler. Ne var ki, bu gözü karalık, çoğunu yarı yolda bırakır; genç yaşta ömürlerini bitirirler. Bu sebeple, bir nesilde dünyaya gelen maceracıların ancak onda biri hayatta kalır. Bu küçük bir orandır. Ama gerçek olan da budur. Bu oran, çocuk yaşlarda, maceracıya rasyonel bir eğitim verilmek suretiyle yükseltilebilir.

Huzuru seçen pasif kitlelere gelince, onların hayatı bir rutinden ibarettir. Olaylardan, heyecandan, sürprizlerden kaçarlar. Nihai amaçları sadece yaşamaktır. Risk almadıkları için haz ve neşeden mahrumdurlar. Bazı durumlarda, hayatta kalabilmek için çok taviz verirler. Cesur ama akıldan noksan maceracıların emellerine alet olurlar. Çabuk kandırılırlar. Kendi bilinç ve muhakeme güçlerine güvenleri yoktur. Başkası onlar için düşünsün isterler. Rasyonelliği zayıf cesur maceracı, bu kimseleri kötü emelleri için rahatlıkla kullanacaktır.

Tabii, bu konuda biraz daha düşünüp azıcık insaflı olursak, üçüncü bir insan kategorisinin da var olduğunu söyleyebiliriz. Biraz macera çok huzur, ya da çok macera biraz huzur isteyen kimseler vardır her toplumda. İşte onlar bu kategoriyi oluşturur.

Huzur kategorisine tipik bir örnek olarak, geçmiş zamanlardaki köleliği gösterebiliriz. İnsanlığın yüz karası olan ve yüzyıllarca hüküm süren bu kurum, bir insanın, kendisi gibi diğer bir insanı efendisi olarak kabullenmesi ve hayat boyu ona hizmet etmesinin hikâyesidir. Köle, risk alıp efendisine, ben seninle eşitim, senin kölen değilim demeyi göze alamamıştır. Bunu yaparsam hayatım tehlikeye girer diye korkmuştur.

Hayatta olmak, yaşıyor olmak, zaten başlı başına bir risktir. Başka bir deyişle, her insan bu dünyaya gözünü açarken, muhtemelen yaşayabilir kaydıyla ilk nefesini alır. Risk almadan, sadece yaşamış olmak için yaşamak, zevkten, neşeden güzelliklerden ve yüceliklerden mahrum kalmaktır. Böyle bir yaşamın ne değeri olabilir?

Önceki ve Sonraki Yazılar