Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Nasıl Bir Eğitim?

Eğitimde iki amaç söz konusudur: Mevcut bilimsel bilgilerin yeni nesle aktarılması; etik ve sanatsal değerlerin tanıtılması. Bu iki etkinliğin metotları birbirinden farklıdır.

İyi eğitim almış bir bireyi şöyle tanımlayabiliriz: Mesleğinin gerektirdiği bilgilerin tümüne sahip ve uygulamada başarılı bir birey. İnsan ilişkilerinde ise, evrensel etik değerlere inanmış biri olarak, insanlara saygı duyan ve onları seven bir vatandaş.

Şimdi, eğitim kurumlarımızda yetiştirdiğimiz gençlere baktığımızda, bu her iki alanda da eksik kaldıklarını görürüz. Üniversitelerimiz, birkaç tanesi hariç, doğru dürüst bilim eğitimini veremiyor. Çoğu yeni açılmış olduğundan, akademisyen ve maddi imkân eksikliği yaşamaktadırlar. İnsani ilişkiler konusunda da başarılı olduklarını söyleyemeyiz. Bilhassa hükümetin, eğitimde dindar gençlik projesi uygulaması yüzünden, gençler birbirine zıt kamplara bölünmüş durumdadırlar.

Daha ilkokul çağındaki çocuğa verilen dini eğitim pek zararlı olmuştur. Mesela, Tanrı inancı: Doğada olup biten olaylar, haksızlıklar zulümler, her yerde görülen kötülükler bir tarafta, esirgeyen, bağışlayan bir Tanrı diğer tarafta, büyük çelişkilere sebep olmaktadır çocuğun zihninde.  Onu her an, her yerde gören, gözeten bir Tanrı, şurada burada gezinen melekler, cinler ve Şeytan inancı, çocukta travmalar yaratacaktır. Bu inançlarla büyüyen ve yegâne amacı Tanrıya itaat olan bir gencin, mutlu olması, mesleğinde başarılı olması mümkün değildir. Diğer taraftan bu genç, kendisi gibi inanmayan yaşıtlarını sevmeyecektir. Tabii, bu dini eğitime inanmayanlar olacaktır. Çünkü okulların bu eğitimine karşı mücadele eden aileler vardır. Çocuklarını bu inançlardan koruyacaklardır. İşte size dindar ve dindar olmayan iki tür genç kuşak!

Ayrıca çocuklara daha küçük yaşlarda aktarılan ulusal tarih bilgisi. Çok savaşmış, insan öldürmüş, şehirler yakmış padişahlar övülmekte, barışçıl liderler eleştirilmektedir. Bu da çocukların hırçın, kavgacı tipler olarak yetişmesine sebep olmaktadır. Bazı ulusal kahramanlar aşırı biçimde övülerek insanüstü seviyelere çıkartılmakta, körpe dimağlar üzerinde köleleştirişi bir etki bırakılmaktadır. Irk üstünlüğüne vurgu da, bu ülkede egemen ırktan gelmeyenler üzerinde bir baskıya neden olmaktadır.

Bunların yanında, eğitim sistemimizde iki büyük sorun vardır. Bunlardan biri, bilgiyi dışarıdan empoze etmek suretiyle öğrencinin kendi içinde, bilgiyi özümlemesine yardımcı olmamamız. Asıl gerçek bilgi, çocuğun melekelerinin aktif hale getirilerek, yeni şeyler öğrenmesidir. Bir nevi, sanki bilmiş olduklarını yeniden anımsamasıdır. Diğer sorun ise, bilgileri öğrenciye sunarken, onları mutlak doğrular gibi sunmamız ve eleştiriye imkân vermememiz. Eleştirel bir zihne sahip olmayan bir gençlik, durağanlığa sebep olur; yeniliklerin önü kapanmış olur.

Başka bir sorun da, bana göre en büyük sorun,  güven sorunudur. Gençlere güvenmiyoruz. Birbirimize güvenmediğimiz gibi. Güvensizlik her yerde var. Devlet vatandaşa güvenmez. Vatandaş devlete güvenmez. Komşu komşuya güvenmez. Keşke bu güvensizliği, bu kritik yaklaşımı, bize aktarılan yanlış bilgilere, hurafelere karşı yapabilsek! Ama tersine, yanı başımızdaki insana uyguluyoruz. Birbirine güvenmeyen bireylerden oluşan bir toplum medeni olabilir mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar