Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Öteki

Öteki, az ötede duran kişidir. Ona bakış şeklin, onu tarif eder. Ya sevdiğin biridir; ya da sevmediğin biridir. Ya kendinizden biridir; ya da başkalarından biridir. Ya dosttur, ya da düşmandır.

Hangi perspektiften bakıyorsan, “öteki” odur. Bir de ötekinin kendi gerçekliği vardır. Değişik bakışlarla öteki incelenirse ötekinin tanımı değişir mi? Değişecektir tabii. Ötekine kendini tanımlama fırsatı verilirse, ona bakışımızda bir farklılığa yol açabilir mi? Açabilir, tabii, onu dinlemeyi göze alabilirsek. 

Neden böyle bir giriş yaptım? Öteki şahıs veya toplum veya bir millet hakkındaki görüşümüzün, kafamızın içindeki kavramlarla ilgili olduğunu belirtmek istedim ondan. O kavramların sayısı ne kadar artarsa, ya da çeşidi ne kadar çoğalırsa, ötekini tanımlamamız da doğal olarak değişecektir. O zaman ötekini algılama biçimi, bir kültür hadisesidir diyebilir miyiz?

Bir kültür, dinamizmini kaybetmiş, durağan bir doğmalar manzumesi halini almışsa, o kültürde “öteki”ler kabullenmiş klişelere dönüşmüştür artık. Başka bir deyişle ötekiler ötekileştirilmiştir.

Nüfusu seksen milyonu aşmış olan bu ülkede ötekileştirilmiş ötekiler vardır. Bunlar kimlerdir? Kürtlerdir, Alevilerdir, Gayrı Müslimlerdir, Komünistlerdir, Ateistlerdir.

Bu grupların ötekileştirilmesinin gerisinde,  devletin bakışı vardır. Devletin bu gruplara bakış şekli, resmi bir karaktere bürünerek meşruiyet kazanmıştır. Çoğunluk, bu resmi görüşü kabullenerek, aralarında yaşayan milyonlarca insanı ötekileşirmiştir. 

Bugünkü devlet yönetiminin yücelttiği vatandaş modeli, Türk milliyetçiliğini benimsemiş, Sünni Müslüman tipidir. Bu kişi, dinsel inanç ve yaşantısıyla laikliğe düşman, şeriat rejimine sempatiyle bakan bir vatandaştır. Devletin en etkin makamlarına bu tip insanlar yerleştirilmiştir; yerleştirilmektedir. Bu aynı devlet, diğer taraftan, böyle bir inanç ve eylemleriyle, bir Avrupa devleti olmak istemektedir. Bu tavrında bir çelişki görmemektedir.

Peki, bu manzara karşısında ötekiler ne yapıyor? Ötekileştirilmiş milyonlar ne yapıyor? Çok mustaripler. Şikâyetçiler, ama onları dinleyen yok. Yargıdan umutları yok, çünkü yargının her kademesinde onların adamları var. Mağdur olup onlara başvurana, asıl suçlu sensin diyorlar. Ulus ötesi mahkemelerin kararlarını da tanımayız diyorlar.

İşte Türkiye’nin manzarası budur. Yönetenler, bu manzarayı ya önemsemiyorlar ya da görmezlikten geliyorlar. Muhalif siyaset ise, ya durumun vahametini tam kavramıyor, ya da dile getirecek bakış açısından yoksun.

Başta dedik ya, kafanda ne tür kavram varsa “öteki”yi o kavramlarla belirlersin. Aynı kavramlarla onları ötekileştirirsin. İşte o kavramların kurbanı durumuna düşen milyonlarca yabancılar! Bizden olan yabancılar! Her gün karşılaştığımız, konuştuğumuz, bazen elini tuttuğumuz insanlar! Bizden olmasın ama bizden de uzak olmalarını istemediğimiz ötekiler! Bir de kahramanlık uğruna yok etmeye hazır olduğumuz ötekiler!

Bu son cümleleri neden söyledim biliyor musunuz?

Seksenli yılların başında, Kayseri’de bir sempozyuma katılmıştık. Biz Ankara’dan giden akademisyenler, Talas denilen mevkide Üniversitenin misafirhanesinde kalıyorduk. Bir gün Misafirhaneden çıktık, şehre yürüyerek gitmeye karar verdik. Güneşli güzel bir gündü. Yokuş aşağı iniyorduk. Bir müddet yürüdük, sonra, sağ tarafımızda terk edilmiş, avlulu evler gördük. Evler tek katlıydı, bahçeleri ise büyükçeydi. Kapılar kapalı, pencereler kepenkliydi. Peş peşe geliyordu evler ve bahçeleri. Aramızda, çoğumuza hocalık yapmış olan bir profesör da vardı. Önde yürüyordu. Birden durdu. Hepimiz durduk. Sağ tarafımızdaki terkedilmiş eve bakıyorduk. Yol yüksekte kaldığı için evi ve avluyu tümüyle görüyorduk. Kimse konuşmuyordu. Sadece bakıyorduk. Ev, zamanında burada yaşayan bir Ermeni’ye aitmiş. Yaşlanmış profesörümüz, eve bir daha baktı. Hepimiz merak ediyorduk ne diyecek diye. Nihayet konuştu: “Keşke gitmeselerdi” dedi. Hepimiz duygulanmıştık. Bu hoca milliyetçi biriydi. Hatta aşırı sağcı bir partiden milletvekili adayı bile olmuştu. O bile,  terk edilmiş bir evin verdiği acıyı içinde tutamamıştı.

Önceki ve Sonraki Yazılar