Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Savunma Endüstrisi

Türkiye’de savunma sanayii gelişirken, halk fakirleşiyor. İdeal olan, sanayi gelişirken, halkın da zenginleşmesidir.

Tabi, mesele yalnız tek bir ülkenin savunmaya yatırım yapıp yapmaması değildir. Komşu veya komşu olmayan her ülke, askeri gücünü artırırken, sizin, insanlık adına bundan vazgeçmeniz düşünülemez.

İnsanın aklına şu geliyor: Savunmaya harcanan paralar halkın refahı için harcansa daha iyi olmaz mı? Bu sanayide çalıştırılan yetenekli mühendisler, teknisyenler, daha yüksek amaçlar için çalışsalar birçok ekonomik sorun çözülecek, halkın refah seviyesi yükselecektir. Ancak tüm kültürlere egemen olan mevcut düşünce tarzı, buna hazır değildir. Demek istediğim, düşüncede oluşacak böyle bir devrim, bir iki ülkenin altından kalkacağı bir hadise değildir. Bu, ancak Birleşmiş Milletlere üye tüm ülkelerin, bir prensip üzerinde uzlaşmasıyla mümkündür. Bu prensip şudur: Tüm üye ülkeler, insanları ve mal mülklerini yok etmeye yönelik silah üretmek ve geliştirmekten, ticaretini yapmaktan vazgeçecektir. 

Şimdi, gelişmiş savunma sanayi ne demektir? Etkin savunma ve etkin taarruz silahların geliştirmektir. Savunmayı, başka bir ülkenin saldırısına karşı yaparsınız. Taarruzu, başka bir ülkenin insanlarına saldırmak için yaparsınız. İkisinde de kaybeden insanın kendisidir. Bir de şu var: En iyi silah, çok kişi öldüren silahtır. Bir silah ne kadar çok insan öldürüyorsa, ne kadar çok, evlerini başlarına yıkıyorsa, o silah o kadar makbuldür. Bu sebeple, nükleer güç sahibi ülkeler, imtiyazlıdırlar ve bu silahları gözleri gibi saklıyorlar. Başka ülkelerin bu silahlara sahip olmalarını istemiyorlar, elde etmeye çalışanları da engelliyorlar.

İnsan, çelişkiler yaratan tek canlıdır. Bir taraftan en geniş anlamda, geliştirilmiş insan hakları, hukuk istemlerini geliştirirken, diğer taraftan, insanları en kısa sürede yok edecek silahlar üretir. Her türlü doğa felaketine dayanaklı binalar inşa ederken, diğer taraftan, bu binaları tek bir roketle yerle bir edecek silah üretir. Büyük itinayla yaptığı ve duvarlarına astığı en güzel resimler bu roketlerle imha edilir. Heykeller paramparça olur. Yani bir taraftan kendisini inşa ederken diğer taraftan kendini tahrip eder.

İşte, şu anda devam eden Rusya Ukrayna savaşını görüyoruz. Bu soğuk mevsimde, günahsız insanlar katlediliyor, çocuklar, annelerinin kucaklarında acımasızca öldürülüyor. Evleri yıkılıyor. Kurtulanlar kaçıyor, sığınacak yer arıyor. Kim yapıyor bu cinayetleri? Komşu yapıyor? Komşu evde yaşayan insanlar yapıyor. Hangi amaç uğruna? Hangi yüce amaç(?), bu masum insanların kanlarını temizleyebilir? Caniyi aklayabilir?

Bu cinayetleri işleyenler, başka dünyaların insanları değil. Yanı başımızdaki, bizim gibi insanlar. 

İnsanlık, geçen bir asır içinde iki büyük harp yaşadı. Milyonlarca insan öldü. Üçüncüyü önlemek için Birleşmiş Milletleri kurdular. Anlaşılan şu ki, yeni bir Birleşmiş Milletlere ihtiyaç olacak.

Hâlihazırdaki Medeniyet, Batı medeniyetidir. Modern bilimi, teknolojiyi, birçok sosyal kurumu bu medeniyete borçluyuz. Bilim, teknoloji, özgürlük, bireysel haklarda, büyük mesafeler kaydedildi. Bu yönlerden Orta Çağdan koptuk. Ne var ki, Orta Çağdan kalma kin ve nefreti ve barbarlığı bir türlü bitiremedik.

Batı Medeniyeti, diğer insana saygıyı, insan canının kutsallığını öğrenemedi ve bir türlü kabullenmedi. Bu özellikler, başka medeniyetlerde var mı? Hayır, onlarda da yok.

İnsana saygı ve hayatının azizliği, tüm insanlık tarafından kabullenmediği müddetçe, Savunma Endüstrileri gelişecek, katliamlar devam edecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar