Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Sözler ve Gerçekler

Geçen sene kurban Bayram'ını, bir grup arkadaşla, Tunceli'de geçirdik. Otellerde yer yoktu. Çok ziyaretçi varmış. Ayrıca, Munzur'a rafting sporu için gelen yabancı uyruklular da vardı.

Kaldığımız otel, belediye binasının karşısındaydı. Bayram sabahı komünist Başkan'ı ziyaret etmeyi düşünüyorduk. Binaya geldik, ancak Başkan yoktu. Antalya'ya gitmiş dediler. Şaşırdık, insan böyle bir günde makamını terk eder mi diye. Sonra sebebini öğrendik: Dersim'de dini bayramlar pek kutlanmazmış. Bir çok izlenim edindik. Mesela, otelin sahibi olan genç adam, ha bire siyasi yorumlar yapıyor, bizim görüşlerimizi merak ediyordu. Otelde çalışan diğer biri (biz onu Mike Tyson'a benzetiyorduk) de, patronundan geri kalmıyordu. Sabah kahvaltısında biz hocalara seslenerek: "Değerli hocalarım, bugünkü bencil, vurdumduymaz gençliği bir araştırın! Sabah altıda beni uyandırdılar (otelde kalan gençler). Kahvaltılarını hazırladım. Yediler yediklerini, ama diğer misafirler için de haşladığım  yumurtalarının hepsini çantalarına koyup gittiler". Biz iki hoca gözde geldik. Bu otel çalışanı, bize akademik bir araştırma görevi vermişti!

Dersimin halkını çok neşeli ve mutlu buldum. Modern giyimliydiler. Hiç bir başörtülü hanım görmedim. Dersim'in ve Munzur'un doğal güzelliklerine gelince. Saymakla bitmez. Hele o dağlar ve vadiler, yaylalar ve dereler! Mazgirt'te bir köylünün yemeğine davetiydik. Her yanı saran yemyeşil bir güzellik, gözlerin görebileceği kadar. Etrafı kuşatan büyük yayla da ev sahibininmiş. Gözlerimi şu tarafa bu tarafa çevirdim. Yoksunluğumun farkına vardım, ev sahibine bir istekte bulundum: " Bana şu tepenin eteğinde bir kulubelik yer verir misin? Her sene gelip bir ay burda yaşıyayım"  dedim. "Gel kulübeni kur Hoca, istediğin kadar da kal. Komşum ol" dedi. Sonra, düşündüm, doğa güzelliklerinin hepsini görüp tadacak kadar ömrümüzün yetmediğini bir kez daha öğrenmiş oldum.

Şimdi gelelim meselenin özüne. Alevi olarak bildiğimiz Dersim halkı, Sünni Türk çoğunluktan pek çok farklı bir manzara arz etmektedir. Camiye gitmezler, namaz kılmazlar, dini bayramları kutlamazlar. Ana dilleri Zaza'canın bir şivesi olan Dersimce'dir. Türkçeyi sonradan öğrenmişler ve güzel konuşuyorlar. Atalarının, gerçekten Orta Asya'dan mi geldiklerini bilmiyoruz. İnanc ve ve geleneklerinin İslam diniyle bağdaşmadığı ortadadır. Kültürel unsurlar, genellikle İslam öncesi, atalarının antropolojik özelliklerini taşıyor.

Şimdi kendimize soralım, Dersim'in gerçek manzarası böyleyken, biz Dersim'e böyle mi bakıyoruz? Devlet bu vilayetine ve halkına böyle mi bakıyor? Neden gerçekleri kabul etmiyor? Sünni İslam yaşam biçimini neden dayatıyor? Şuraya buraya cami inşa ediyor. Cemaatı olmayan halka imam, müezzin atıyor? Dersim halkını kendi yaşantısıyla baş başa bıraksa, hatta bu farklı yaşantıya destek olsa, daha iyi olmaz mı? Demokrasi, insan hakları ve medeniyet bunu gerektirmez mi?

İmparatorluk sonrası kurulan seksen milyonluk Türkiye Cumhuriyeti, farklı ırk, dil ve inançlardan oluşmaktadır. Bunda bir kötülük de yoktur. İnsanca, birlikte yaşamamız için aynı ırk, aynı inanç, aynı anadilden gelmemiz gerekmez. Neden farklılıkları yadsıyoruz? Neden tek tip insan tipini dayatıyoruz? Bu tek tipin iyi olduğunu, insan tarifine en yakın olduğunu kim ispatlayabilir? Olmadığı ortadadır. Şu halimize bakalım. Çeşitli biçimlerde bölünmüşüz: Laik, mufazakar, Alev'i Sünni, Kürt,Türk. Kimse diğerine saygı duymuyor. Doğru bende, doğru yolda olan da, benim diyor. Birleşmek iyi, ama gelin benim inancımda ve yolumda birleşelim. Birlikteliğin temeli ben olayım diyor. Bu ne cüret? Kendimizin örnek tip olduğumuza (bugün bizi yönetenlerin yaptığı gibi) ne kadar da inanmışız!

Etrafta dolaşan çok söz var. Birliğin ve beraberliğin önemini ifade eden sözler. "Hepimiz  Müslümanız ve Türküz", "Etle tırnak gibiyiz", "Alev'i kardeşlerimiz", "Türk olduğumuz kadar Kürtüz", "Ey Kürtler asli unsursunuz, Cumhuriyeti birlikte kurduk. Bölücülük yapmayın", "Hepimiz kardeşiz".....

Bu sözlerin bir anlamı var mı? Anlamı olsaydı bu durumda olmazdık. Diğerine bölücü, ayırımcı diyenin kendisi, birlikçi, bütünlükçü mü? Bakıyorsunuz, o da dışlayıcı, bölücülüğün başka bir versiyonu.

Samimiyetle söylüyorum. Bu ülkenin tepesinde olanından sokaktaki ferdine  kadar, ağzında, ortak, sağılıklı bir yaşam modelini dile getiren kimse yok. Köşesine çekilmiş, sözü dinlenmeyen bir kaç 65 yaş üstü dışında.

Nasıl birlikte yaşayabiliriz size söyliyeyim mi? Korku ve kolluk güçleriyle değil, sevgi ve saygıyla Nasıl birlikte mutlu olabiliriz size anlatayim mi?

İnsanı, tüm değerlerin merkezine alarak. Diğer insanın hakkını en kutsal değer sayarak. İnsan mutluluğundan daha kutsal bir dava tanımayarak. İnsan aklı ve bilinci dışında bir emredici otorite tanımayarak.

Bunlar nedir, nelerdir diye sorarsanız, o zaman bir miktar felsefeye girmiş oluruz. Ben burada felsefe yapmamaya çalıştım.

Önceki ve Sonraki Yazılar