Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Tevhid Meselesi

İslam dininin temel prensibi olarak bilinir. İtikat mezhepleri arasında uzunca tartılmış bir konudur. Bu mezhepler arasında MU’TEZİLE, bu prensibe birinci derecede önem verdiğinden, bu mezhebin mensuplarına EHLİ TEVHİD de denilmektedir. Öyle ki, İlahi sıfatların varlığı, Tanrının birliğine zarar verir diye bu sıfatların ayrı kavramlar olarak değil, Tanrının zatıyla özdeş olduklarını iddia etmişlerdir.

Kur’an’daki Tanrının birliğini çok kere teyit edilmesi, Hıristiyanlıktaki TESLİS (üçleme) inancına karşı bir tepkidir. Bunu destekleyen diğer açıklamalar da vardır. Mesela, İsa Tanrının oğlu olamaz, o, olsa olsa sadece bir insandır. Tanrı birdir, doğmamıştır, doğurmamıştır gibi. İslam teologları, Teslise inanları müşirlikle suçlamışlardır. Bu sebepledir ki Orta Doğu Hristiyan halkı, şehadet getirirken, üçlemeden (Tanrı, Oğul, Kutsal Ruh)sonra Tanrının birliğine inandıklarını şehadetlerine eklerler. Bunu, yanı başlarında yaşayan Müslümanların, şirk yaftalamasından çekindikleri için yaparlar.

İslam teologları, İslam’ın bu doğmasını, Hıristiyanlığa karşı bir üstünlük olarak değerlendirirler. Ayrıca, böyle bir teklik inancıyla, İslam’ın rasyonel bir din olduğunu iddia ederler. Tevhid inancını, felsefi yönden güçlendirmek amacıyla, Neoplatonculuğun en büyük temsilcisi, Plotinus (al-Shaykh al-Yunani)’un Sudur (Emanation) doktrinini kullanırlar. Neoplatonculuk Farabi, Ibn Sina gibi Müslüman filozoflara tarafından da benimsenmiştir.

Ne var ki, Tevhid inancının sebep olduğu zorluklar da vardır. Mesela, Tanrının iyilik yanında kötülüklerin de yaratıcısı olma durumu, hem İslam hem de Hıristiyan teolojisinde fevkalade zıt iddiaların bir arada kabulüne götürmüş, mantık kurallarını zorlayan argümanlara sebep olmuştur. Kötülük meselesini en derin biçimde açıklayan filozof-teolog, 5. Asır büyük düşünürü, Aziz Augustinus olmuştur.

Ayrıca İslam teolojisinde, (insanın amelleri) konusu, çok tartışmalı bir konudur. Bunun sebebi de Tevhid inancıdır. Şöyleki: Al-Ash’ari ve al-Maturidiye göre, insanlar, kendi eylemlerinin faili değillerdir. Onlar, sadece isterler(irade i cüz’iyye), Tanrı da istenen eylemleri yerine getirir; icra eder. Bir çözüm gibi ileri sürülen bu fikir, aslında büyük bir skandala da sebep olmaktadır: Tanrıyı, kötülük yapan kişiyle işbirlikçi yapmaktadır.

İslam teologlarınca epeyce savunulan ve diğer inanç sistemlerinden üstünlük iddialarına sebep olan Tevhid, müminin yaşamında pek fazla bir avantaja yol açmaz. Çünkü bir dinin veya ideolojinin erdemi, avantajlı olup olmadığı, inan kimsenin hayatında, yaşam pratiğinde ortaya çıkar. Çoktanrılı bir inanca sahip bir inançlının, ahlak üstünlüğü varsa, Tevhide inanmışlığın ne faydası olabilir? Nitekim, bugün Teslise inanan bir Hristiyan’ın, bir Müslümandan daha az ahlaklı olduğunu kim iddia edebilir? Teoride rasyonellik, yaşantıda bir iyiliğe sebep olmayabilir.

Salt felsefe yönünden, Tevhidi “birleme” olarak ele alırsak, yaratan bir tanrının birliği yerine, evrenin, kâinatın birliği söz konusu olabilir. Çünkü COSMOS kendi adına bir birliktir. Onu teşkil eden tüm unsurlar, bir birlik olarak vücut bulmuştur. Bunun da ötesine geçip, onu yaratanı sormak, çok gereksiz ve sonuç vermeyecek bir sorgulamadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar