Prof. Dr. Yasin Ceylan

Prof. Dr. Yasin Ceylan

Üç Arkadaş

Resmi burslu öğrenciler olarak İngiltere'ye gönderilmiştik. İkisi, benden bir yıl önce gönderilmişlerdi. Londra'da onları gördüm. Yer ve okul bulmada bana yardımcı oldular. Sonra üçümüz de Edinburgh Üniversitesi'ne kabul edildik. Gittiğimiz Bölümde, doktorasını bitirmek üzere olan, gerçekten, konusuna hakim, bilgili, çalışkan bir abimiz vardı.

Biz üç arkadaş, kişiliklerimiz birbirinden tamamen farklıydı. Diğer iki kişiden birisi akademisyen olmaya müsait değildi. Çok kitap alırdı. Galiba bazen kapaklarını açıp okuyordu da. Ama onlardan ne anlıyordu emin değildim. Meseleleri geç anlıyordu. Dini otoritelere sadıktı. İyi kalpli saf bir arkadaştı. Her dindarın yaptığı gibi diğer insanların ayıplarını toplamayı çok severdi. Yaşadığı ülkenin kültüründen etkilenmemeye çalıştı. Aspirini bile Türkiye'den getirtiyordu. Marketten (helal) neler alabileceğimizin listesini çıkarmıştı

Diğer arkadaşımız, zekiydi. İsteseydi meseleleri anlardı. Ancak bilgiye merakı yoktu. Yabancı bir kültür ve yaşam biçimine kendini kaptırdı. Tabii, bunu inanmayarak yapıyordu. İçten içe bir mümindi. Kafası karışık şekilde, eğlenip duruyordu.

Bu iki arkadaş, Bölümdeki kıdemli abinin himayesine girip üçlü bir dostluk grubu kurdular. Ben dışarıda bırakıldım. Ama halimden memnundum. Doğru olanı yaptılar.

Şimdi, bu 3+1 e ne oldu diye sorabilirsiniz. Aradan 45 yıl geçmiş.

Kıdemli abi, zengin bir ailenin tek çocuğuydu. Çok kitapları vardı. Kendine ait, büyük bir kütüphane oluşturdu. Önemli eserler yazdı.

Yıllar önce, İstanbul'da doçentlik jürisine girecektim. O da aynı üniversitede profesördü. Görüşmek istedim. Benimle görüşmeyi reddetti. 

Diğer iki arkadaşım, benden sonra tezlerini bitirebildiler. Bilgiye meraklı olup, yetenek eksikliğinden bilgi sahibi olamayan arkadaş, Suudi Arabistan'a gitti. Mekke'ye yerleşti. Fistan giyip sakal bıraktı. Üniversite'de küçük bir memur kadrosuna alındı. Çoluk çocuğuyla Araplaştı. Hala orada yaşıyor. Ben de Suudi'de çalışıyorken, onu ziyarete gittim. Beni ofisinin kapısında görünce, hiddetlendi. Bozuldu. Beni içeriye almak yerine, kendisi, kapıya kadar geldi. Üç- beş laf ettik. Ona kin tutmanın iyi olmadığını, bir ayet okuyarak anlattım. Bir de yine muzipliğim tuttu. Şöyle dedim kendisine:

"İngiltere'deyken İngilizceyi öğrenememiştim. Sanırım burada Arapçayı da öğrenmiş değilsin!"

Sanki bu sözü hak etmişti. Çünkü çok kırılmıştım.

Diğer arkadaşımız ise ülkeye hemen dönmedi. Bir İskoç kızla evlendi. Çocukları oldu. 20 yıl sonra döndü. Bir üniversiteye yerleşti. 8 yıl önce bir vesileyle bir araya geldik. Sarıldık birbirimize. Eski günleri hatırladık. Birlikte Edinburgh'a gittik. Bölümümüze gittik. Şakalaştık. Sevdik birbirimizi.

Ne yazık ki, 3 yıl önce bu arkadaşımı kaybettim. Şu an gözlerimden yaşlar akıyor. Ruhu şad olsun.

Şöyle oluyor: Geçmişte hangi 3 veya 4 kişilik bir grup arkadaş olmuşsak, onlardan biri, hatta bazen ikisi, şu an yoklar.

Önceki ve Sonraki Yazılar