Güçlü Olanı Haklı Kıldık…

Adaletin önemini en iyi anlatan felsefi yaklaşımlardan biri Pascal’a ait ve Erich Auerbach’ın “Kötünün Zaferi” adlı denemesinde geçiyor. Zülfü Livaneli, hüzünlü romanı “Serenad”da, bu alıntıyı aktarmıştı:

Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka bir karşı çıkan olur; çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerek; bunu yapabilmek için adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olması gerekir.

Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti.

Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de, güçlü olanı haklı kıldık.

***

Bu satırları tekrar tekrar okuduğunuzda, her seferinde, ülkemizde yaşadığımız bir şeylerden bir karşılık bulabilirsiniz. 

Örneğin; 2007’ye gidelim: Ergenekon ve Balyoz soruşturmaları sürecine. Daha adil, daha demokratik bir düzene doğru gidiliyordu (!), hatta kimilerine göre “yetmez ama evet” idi.

Ama bugünden bakılınca ne yapıldığı daha net: Zaten zayıf olan adalet sistemi daha da yaralandı. Ekrana çıkıp daha ileri bir demokrasiye gidilmekte olduğunu, adaletin sağlanmakta olduğunu söyleyen “gazeteciler” sadece, “güçlü olanı haklı kılmanın” peşindeydi.

Bugün aynı adamlar ve kadınlar bu kez o gücün karşısındalar ama yaptıkları yine aynı: “Güçlü olanı haklı kılmak.”

Adaletin kendisine zarar veren bir sözde “adalet arayışı.”

2007’de, faili meçhul cinayetlerin sözde aydınlatılacağı söyleniyordu. Ama zayıf bir adalet sistemi, hatta gücün bir aracına dönüşmüş bir adalet sistemi, yanlış adamı yakalayınca, gerçek suçlunun da rahat nefes almasına hizmet ediyordu. Örneğin Hrant Dink cinayetinin faillerini yakalıyoruz diye ortalığı gürültüye boğanlar, bugün bu cinayetten yargılanıyor.

Mafya liderlerinin, öldürdükleri kurbanın cenazesine taziyeye gitmesi gibi.

Çünkü, “gücü olmayan adalet acizdir, adaleti olmayan güç ise, zalimdir.”   

***

Bu nedenle adalet arayışı, gerçekten de ve sadece adalet için olmalı.

Gücü adalete veremezsek, kendisinin adil olduğunu söyleyen bir güç daima ortaya çıkar.

Onunla beraber yürüyen, “güçlü olanı haklı kılmaya çalışan” bir medya propagandisti grubu da daima olur.

Bu medya seçkinlerinin en makbulleri ise, ekranda en çok bağıran veya karşısındakini en çok aşağılayanlar… Son örnek, bir yazarın HalkTV ve Tele1 için söylediği, “Memlekete hiçbir faydalarını görmüyorum” ifadesi oldu mesela. 2007’de başladığı “Memlekete faydalı olma” faaliyetini, bu sözleriyle sürdürdü. Nasıl bir adalet perspektifine sahip olabileceğini siz düşünün.   

***

Avukatlar, yıllardır her aşamada biraz daha yara alan adalet sisteminin korunması adına, günlerdir direniş içerisinde.

Hukukçuların en önemli demokratik kitle örgütlenmesi olan baroları zayıflatacak olan, dolayısıyla adalet sistemimizin bir yara daha almasına yol açacak “çoklu baro” düzenlemesine karşı direniyorlar.

Demokratik hakların adım adım gerilediği ülkemizde nefes aldığımızı hissettiğimiz, ender demokratik direnişlerden biri.

“Adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olacağı” günlerin özlemiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar