Moskova-Washington Ekseninde Diplomasi

24 Kasım 2015'te Türkiye'nin, Suriye sınırında bir Rus SU-24 bombardıman uçağını düşürmesinden sonra Rusya Başkanı Putin, bir demecinde şu ifadeleri kullanmıştı:

"Devletlerarası ilişkiler, insan ilişkilerinden oldukça farklıdır. Devletler arasında dost düşman yoktur. Karşılıklı çıkarlara dayalı hesap vardır." (1)

Bu ifadeler, tüm ülkelerin dış politikasını belirlerken dayandığı ilkelerin özeti. 

Dış politikada liderlerin ilişkileri önemli ancak, eninde sonunda belirleyici olan, ülkelerin çıkarlarıdır. Liderler arası temaslar, dışişleri bakanlıkları arasındaki müzakereler, bu çıkarların karşılıklı dengeye oturtulmasına, çatışma çıkmamasına veya ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olur. 

Bu nedenle, liderler arasındaki kişisel ilişkilerden önce, ülkelerin çıkarlarının tespitine bakmak önceliklidir. Rusya’nın Akdeniz havzasına ilgisini de bu bakış açısıyla ele almak gerekir. 

Rus bombardıman uçağının düşürülmesi öncesindeki aylarda da, Moskova ve Ankara, Suriye konusunda sık sık karşı karşıya kalıyordu. O dönemde Başbakanlık görevini sürdüren Cumhurbaşkanı Erdoğan birkaç kez, "Rusya'nın Suriye'de ne işi var" sorusunu yöneltmişti.  

2012'de, Suriye'deki karışıklıkların başlamasından kısa bir süre sonra Erdoğan, “inşallah biz en kısa zamanda Şam'a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız. O gün de yakın. İnşallah Selahaddin Eyyubi'nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi Camisi'nde namazımızı da kılacağız. Bilali Habeşi'nin, İbn-i Arabi'nin türbesinde, Süleymaniye Külliyesi'nde, Hicaz Demiryolu İstasyonu'nda kardeşliğimiz için özgürce dua edeceğiz" (2) demişti.

Bu da aslında Suriye politikasının başlangıcında, Rusya’nın bölgedeki olası müdahalelerinin dikkate alınmadığını gösteriyordu. Oysa Rusya, SSCB’nin dağılmasından sonra kısa bir dönem kendi iç sorunlarına odaklanmış olsa da, bu ülkenin bölgedeki varlığının tarihsel kökenleri bulunuyordu. 

***

60 yıl önce yine Suriye, yine Ankara ve yine Moskova’nın içinde olduğu benzer bir durum yaşanmıştı. En azından bu örnek dikkate alınmalıydı. 1950'li yıllarda, Şam'ın Moskova ile yakınlaşmasından rahatsızlık duyan Adnan Menderes Hükümeti, ABD'nin ve diğer dost Arap devletlerinin Suriye'ye askeri müdahalede bulunmasını istedi. Ardından da, Suriye sınırına asker yığmaya başladı.  27 Eylül (1957) itibariyle Türkiye, Suriye sınırına 2 piyade tümeni ve bir zırhlı tümene eşdeğer, yaklaşık 33.000 kişiden oluşan bir motorize birlik yerleştirmişti. 10 Ekimde (...) Türk Kara Kuvvetlerinin gücü 37 bin kişiye çıkarılmıştı. (3)

Anlaşmazlık kısa bir zamanda bir yanda Türkiye ile Birleşik Amerika'nın, öte yanda da Suriye ile Sovyetler Birliği'nin bulunduğu bir anlaşmazlık halini aldı. Nitekim, Sovyetler Birliği Başbakanı Buganin, Türkiye'ye 10 Eylül 1957 tarihinde bir nota vererek Türkiye'yi Suriye'ye tecavüz emelleri beslemekle suçladı. Notanın verilmesinden 8 gün sonra, 18 Eylülde, 19 kişilik bir Sovyet ekonomik heyeti Şam'a giderek Suriye ile Sovyetler Birliği arasında ekonomik işbirliği konusunda görüşmeler yaptı, 21 Eylülde Amiral Kotov kumandasındaki bir Sovyet filosu Latakiye (Lazkiye) limanını ziyaret etti. (4) 

SSCB’nin 1991’de dağılmasından sonra Rusya, yaşadığı iç kaos dolayısıyla bir süre dışarıdaki etkinliğini kaybetmiş olsa da, 2012’ye gelindiğinde, Akdeniz’e ilgisini çoktan yeniden harekete geçirmişti. 

SSCB dağıldıktan sonra da Suriye, Orta Doğu'da Rusya için en önemli ülke olarak kaldı. Dağılma sonrasında Rusya, okyanuslara açılan deniz donanma güçlerini de yıllarca ülkeye geri çekilmiş halde tutmuştu. Bir savaş gemisinin Latin Amerika limanlarına yaptığı bir ziyaret, batı ülkelerinin dışişleri bakanlıkları veya batı basını tarafından adeta alaycı ifadelerle karşılanmıştı.

Putin'in 2000 yılında Devlet Başkanı olmasının sonrasında, ilk kalıcı donanma açılımının Akdeniz'e yapılmasına karar verildi.

2000'li yılların başından itibaren Moskova tarafından, "Rusya'nın Akdeniz'deki daimi donanması, bölgeye geri gönderilecek" açıklamaları yapılmaya başlandı; yıllar içerisinde de bu gerçekleştirildi. Rus donanması, kısa süreli ziyaretler biçiminde de olsa, Akdeniz'e döndü. Suriye'nin Akdeniz kıyısında, SSCB döneminden kalan Tartus donanma üssü kapatılmamıştı ve Boğazlar üzerinden Akdeniz'e açılan Rus savaş gemileri burayı, Akdeniz'deki yakıt ikmal merkezi olarak kullandı.

Rusya 2010 yılında, Tartus'u, Amiral Kuznetsov uçak gemisinin bile demirleyebileceği bir duruma getirme hedefini açıkladı. (5) Rusya bu hedefini koyduğunda daha Suriye'de karışıklıklar başlamamış durumdaydı, hatta Türkiye-Suriye ilişkileri de mükemmel denebilecek bir haldeydi.    

2015'te ise bu donanma varlığı daha da genişletildi. "Temmuz 2015'te Rusya, donanma doktrinini değiştirerek, Akdeniz gibi, SSCB'nin bir zamanlar heybetli bir varlık gösterdiği bölgelerde sık sık deniz devriye ve operasyonları yapılması pratiğine geri dönme kararı verdi" (6). Bu alıntının yapıldığı, The Moscow Times'ın analizinde, Rusya-Suriye askeri işbirliğinin 1957 yılına kadar giden geçmişi de değerlendiriyor.

Türkiye aslında, 2010’lu yıllarda, Rusya açısından bu kadar önemli bir ülkeye müdahalelerde bulunuyordu. 

SSCB'nin dağılmasından sonra iç toplumsal, siyasal kargaşa ve kaosla uğraşan Rusya, Suriye gibi benzer uluslararası sorunlara geçmişte en çok diplomatik çabalarıyla müdahale edebiliyordu. Ancak ilk kez Suriye'de, doğrudan askeri gücüyle, cephede yer aldı. Artık gücünü toparlamıştı. Akdeniz havzasındaki bu etkinliğini de Libya gibi, diğer bölgelere genişletmeye başladı.  

***

Dolayısıyla Rusya’nın Akdeniz’de giderek genişleyen etkinliğini analiz ederken, bu ülkenin bu havzada artık kalıcı ve belirleyici olduğunu, çıkmayacağını, Akdeniz’deki tüm varlığında, merkez üssü, donanma üssü olarak da Suriye’yi kullanacağını varsaymak yanlış olmaz. Suriye’de Esad rejimi devrilse bile, Rusya Suriye’deki üslerini elinde tutacaktır. Hatta Akdeniz’deki varlığını güçlendirecektir.

SSCB sonrasındaki dönemde bir süre bölgeye ilgisini kaybetmiş olması geçici bir ara dönemdi, yüzyıllar içerisinde sadece bir kez olabilecek bir sürpriz durumdu. 

***

Rusya artık uluslararası politikada güçlü konumunu yeniden kazandı ve ABD de, bu ülkeyi hesaba katmayan bir politika izliyorsa, bunun hata olduğunu er geç fark edecek, gereğini yapacaktır. 

Suriye’de Rusya’nın yapabileceklerinin dikkate alınmadığı politikalardan, Moskova ile bu konuda masaya oturma aşamasına gelindiği gibi, süper güçlerle ikili politikalar er geç, olması gereken yere geliyor. Dolayısıyla gideceği bu noktayı önceden kestirip, gereğini önceden yapmak, politikaları ona göre geliştirmek gerekir. 

Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, daima süper güçlerin birinin yanında yer almak bir seçenek olabilir ama günümüz koşullarında bu geçerli bir tercih değil. Daha bağımsız bir dış politika çizgisi tercih edilmişse, her iki süper güçle de iyi ve kalıcı ilişkileri korumak gerekir. Zaman zaman birine, zaman zaman diğerine daha çok yakınlaşılıyorsa da bu, bir diğerini karşı cepheye alarak yapılmamalı.  

Çünkü Soğuk Savaş döneminden beri görülüyor ki, Moskova ve Washington eninde sonunda bir gün aniden masaya oturur ve o masada küçük devletlerin veya bölgesel güçlerin çıkarları, daima ikincil önem arz eder. Önce kendi işlerini hallederler, kendi politikalarıyla uyumlulaştığı ölçüde, bölgesel güçlerin çıkarlarını dikkate alırlar.

Aralarındaki sorunlar yıllarca birikir ve daima, sürpriz bir ABD-Rusya liderler zirveleriyle azaltılır, yumuşatılır. Dünya üzerindeki nüfuz alanlarını tekrar ve tekrar aralarında paylaşırlar. Birbirlerinin alanlarını belirledikleri yerde, artık birbirlerinin sınırını geçmezler. 

Çok değil gelecek birkaç yıl içerisinde, geçmişte sık sık yapıldığı gibi bir ABD-Rusya liderler zirvesinin yapılmasına hazırlıklı olmak, böyle bir gelişmeye, kaygan bir zeminde yakalanmamak gerekir. Rusya’nın Kırım’ı ilhakı sonrasında ABD-Rusya temasları azalmış olsa da, uzun bir süre daha böyle gitmesi çok olası gözükmüyor. Nihayetinde masaya oturup anlaşmazlıklarını çözmek isteyeceklerdir. Bu konuda ABD’de politik çevrelerden gelen öneriler de zaman zaman basına yansıyor. 

 

(*) R. Öner Özkan: 1991-1994 Anadolu Ajansı (AA) diplomasi muhabiri, 1994-2003 AA Moskova Temsilcisi. 1986 SBF Uluslararası İlişkiler lisans, 2010'da ODTÜ Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Yüksek Lisans (Yüksek lisans tezi, ODTÜ, Ankara, 2010: “The Soviet Territorial Demands from Turkey: 1939-1946”) https://etd.lib.metu.edu.tr/upload/3/12611617/index.pdf

 

Dipnotlar:
(1) Hürriyet gazetesi, 11.01.2016; “Putin'den ekonomik yaptırım yorumu: Ahmakça ve zararlı.” https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/putinden-ekonomik-yaptirim-yorumu-ahmakca-ve-zararli-40038679
(2) Hürriyet gazetesi, 05.09.2012 “Erdogan’dan önemli mesajlar” https://www.hurriyet.com.tr/gundem/erdogandan-onemli-mesajlar-21386210
(3) Türk Dış Politikası, Cilt I: 1919-1980, 3. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 2001, s. 630.
(4) Olaylarla Türk Dış Politikası, 9. Baskı, Siyasal Kitabevi, Ankara, 1996, s. 292.  
(5) The Moscow Times gazetesi, 21 Eylül 2015, "Why Russia Is Expanding Its Naval Base in Syria", https://www.themoscowtimes.com/2015/09/21/why-russia-is-expanding-its-naval-base-in-syria-a49697
(6) age
Önceki ve Sonraki Yazılar