Özel Sektör Gazeteciliği de Kamusal Görevidir

Habertürk TV’de HDP’nin ele alındığı bir tartışma programında HDP temsilcilerinin niye olmadığı sorusuna sunucunun “Biz bir kamu kuruluşu değiliz. Özel bir sektörüz. Bu bir tercihtir” ifadeleri, tartışma yarattı. 

Özel sektör firmaları ticari güdülerle hareket eder ve nihai amacı genellikle kârını maksimize etmektir. Özel sektöre ait olan medya kuruluşuyla, bir buzdolabı üreticisi arasında ise kamunun çıkarları açısından derin farklar bulunur.

Öyle olsa izleyiciler, okuyucular, bu kuruluşun kâr getirmeyen haberlerden kaçındığını veya haberlerini, yorumlarını, tartışmalarını, kâr getirecek biçimde eğip büktüğünü düşünebilir.  

Geçmişte, 1990’lı yıllarda, 2000’lerin başında Sabah ve Star başta olmak üzere, basının patronların elinde nasıl bir oyuncağa dönüştüğünü, bundan da en çok kendi gazetelerinin kaybettiğini anımsarız. Bir patronun, elindeki gazeteyi, karşısındaki diğer bir gazete patronunun ticari şirketlerini çökertme mücadelesinin aracına dönüştürdüğü bitmez tükenmez medya savaşlarına tanık olmuştuk.

Oysa izleyiciler, doğru haberleri ve bilgileri edinme ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla o medya kuruluşunu izlemektedir. 

Bu nedenle Habertürk TV sunucusunun ifadeleri, basınımızın geldiği noktanın, özünde bağımsız kalması gereken medya çalışanlarının geldiği, zaten malum bir durumun, bir kez daha göstergesi gibi oldu.

İtalya ve diğerleri gibi Batı ülkelerinde de durum pek farklı değil. Batı’da da basın meslek kuruluşları yıllardır, medyadaki özel sektör mülkiyetine, halkın doğru bilgiyi edinme hakkı adına sıkı kurallar ve ilkeler getirilmesinin mücadelesini yapıyor. 

Ülkemizin en değerli iletişim bilimcilerinden olan, ODTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Raşit Kaya’nın, “Türkiye’de 1980 Sonrası Medyanın Gelişimi ve İdeoloji Gereksinimi” başlıklı makalesinden (Türk-İş Yıllığı, 1999), konumuza değinen birkaç anlamlı alıntı daha yapalım:

“ ‘Müşteri daima haklıdır’ sözünün muhatabı medya tüketicileri (izleyiciler, okuyucular) değildir. Medya kuruluşlarında içerik üretimini gerçekleştiren gazeteciler/programcılar da hem kendi işletmelerindeki hem de diğer sektörlerdeki doğrudan üreticilerden farklı olan, fikir işçileridir.”

“Eleştirel medya çalışmaları, (…) medyanın kamuoyunu doğru, çok boyutlu, yansız, dengeli, hızlı ve yeterli bir biçimde bilgilendirmek yerine iktisadi, siyasi ve ideolojik olarak güçlülerin iktidarlarını pekiştirici bir biçimde haber aktarımı gerçekleştirdiğini ortaya koymaktadırlar.”

“Kamuya yararlı hizmet sunmanın tek ölçütü ‘izlenme oranı’ olduğu için, (…) bir kamu hizmeti olarak gazetecilik tüm dünyada önemli bir yara almıştır.”

“…Mevcut işleyişi ve söylemi ile medya, yurttaşları yaşadıkları evren konusunda özgürce bilgilendiren bir araç olmaktan çıkıp, sinsi, gerektiğinde yüzsüz bir propaganda aracına dönüşmüştür.”

Medya, halkın doğru bilgi alma ve denetleme hakkı adına demokrasinin dördüncü sacayağı kabul edildiğine ve tam da bu nedenle, bir patronun firmasında yapılsa bile bir kamu görevi olduğuna göre, sunucu, objektif davranmak zorundadır, kendisini bir savcı, bir yargıç, bir polis, bir milletvekili, bir bakan yerine koyamaz.

Görevi, nerede çalışırsa çalışsın halkın haber ve bilgi alma hakkını tarafsız biçimde yerine getirmektir. Seçimlere giren, halk arasında milyonlarca tabanı bulunan, milyonlarca oy alan, TBMM’de grubu bulunan bir siyasal partiyi yargılayıp mahkûm etmek onun görevi değildir.

Eğer o konuda kendine bir görev çıkaracaksa, o tartışma programında sunucu veya gazeteci olarak değil, tartışanlar arasında bir uzman olarak oturmalıydı. 

Bir de siyasal partilerin yayın organları olan gazeteler, TV’ler vardır. Bunların sadece o parti lehine yayın yapmaları doğaldır. Ama deneyimli gazeteci Faruk Bildirici'nin son yazısında belirttiği gibi Habertürk televizyonunun yöneticilerinin, “siyasi bir misyon yüklendiklerine” dair bir açıklamaları olmamıştır, yani izleyicilerine, bağımsız ve tarafsız bir yayıncılık çizgisi izlediklerini söylemektedirler. 

Önceki ve Sonraki Yazılar