Öyle Şifreli Bir Türkü Yazdı ki, Denizler'i Asanlar Şaştı, Kaldı!..

Yıl 1940.

Cumhuriyetten 17 yıl sonra.

Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı Berçenek Köyü.

Köyün sahibi tek kişi.

Bir ağa.

Köylü milletin efendisi değil, ağa köylünün efendisi.

Herkes ona çalışmak zorunda.

Boğaz tokluğuna.

Böyle bir ortamda doğdu, Şerif Çırık.

Daha çocukken gördü.

Ezen ile ezileni.

Köye asker geldiğinde ağanın sofrasında ziyafet verildi.

Yutkunarak izlerdi, yemek yiyenleri.

O masada olmayı çok isterdi.

O yüzden büyüyünce asker olmak istedi.

Okuluna gitti, çok başarılı oldu.

27 Mayıs 1960 darbesiyle askerlikten soğudu.

Yapamadı.

Bıraktı.

Artık işsiz, güçsüzdü.

Elinden gelen tek şey saz çalmaktı.

O da saz çaldı.

*. *. *

Kısa sürede nam saldı.

Ozan oldu.

Türküleri dillere destan oldu.

Ama öyle etliye sütlüye karışmayanlardan değil.

Haksızlığa başkaldıranlardandı.

Ersen ve Dadaşlar, Edip Akbayram,Cem Karaca, Selda Bağcan ve niceleri onun türküleriyle ünlendi.

O artık Aşık Mahsuni Şerif’ti.

Aşık Veysel’in deyimiyle, “Pir Sultan”dı.

Sazı sivri telliydi.

Ağzı da sivri dilli.

Türkülerinde puşt da derdi.

Ana avrad küfür de ederdi.

Ama insanı severdi.

Çok tutuklandı, yargılandı.

Hapisler yattı.

Türküleri toplatıldı.

Pes etmedi.

Herkes ona komünist derdi.

O ise kendisini Atatürkçü olarak tanımlardı.

“Samsun’dan gel, sarı saçlım, mavi gözlüm” derdi.

Hatta, kızıl komünist diyenlere bir türkü ile cevap verirdi.

“Kim diyorsa Mahzuni’ye komünist,

Onun imanından şüphe etmeli.

Böyle bir millete kim etse gasid

Yedi sülalesin topa tutmalı”

* * *

Yıl 1971.

12 Mart askeri muhtırasıyla Süleyman Demirel hükümeti devrilmişti.

Yerine Nihat Erim başkanlığında yeni bir hükümet kuruldu.

Bu hükümet de sol kesime karşı şiddetli baskı uyguluyordu.

Sol nefes alamıyordu.

Kitaplar, türküler toplatılıyordu.

Üstelik Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan daha yeni asılmıştı.

Mahir Çayan vurulmuştu.

O günlerde bu isimlere değil türkü yakmak, adlarını anmak yasaktı.

Büyük suçtu.

Hemen içeri atarlardı.

İşkencede inim inim inletirlerdi.

Ama Aşık Mahsuni durur mu?

Aldı bağlamayı eline.

Mızrabı vurdu, sazın teline.

“Köşkün sarayın yıkılsın

Erim erim eriyesin

 

Umudun suya dökülsün

Erim erim eriyesin

 

Çölden çöle sürünesin

Musa isen Tur-i Sinan

Haktan gelmiş idi İnan

 

Yesin seni yılan Çayan

Erim erim eriyesin

 

Sürüm sürüm sürünesin

Aslan pençesi vurulsun

Çayın Deniz’de kurusun

 

Gözlerin yansın çürüsün

Erim erim eriyesin

 

Sürüm sürüm sürünesin”

* * *

Türkü kısa sürede dillere düştü.

Plakları kapış kapıştı.

Ankara bir şey anlamadı türküden.

Ama Mahsuni sevdalıları anlamıştı.

Türküde şifreler vardı.

Erim erim eriyesin; NİHAT ERİM’e.

Musa isen Tur-i Sinan; SİNAN CEMGİL’e.

Haktan gelmiş idi İnan; HÜSEYİN İNAN’a.

Yesin seni yılan Çayan; MAHİR ÇAYAN’a.

Aslan pençesi vurulsun; YUSUF ASLAN’a.

...ve

Çayın Deniz’de kurusun; DENİZ GEZMİŞ’e yazılmıştı.

* * *

Egemenler bir süre sonra uyandılar.

Mahkemeye verdiler.

Mahkemede türküyü dinleyen hakimler bile vokal yaptı.

Ama 10 ay hapis verdiler.

Mahsuni Şerif 13 yıl önce bir mayıs sabahı aramızdan ayrıldı.

Geride 400’e yakın plak, 50’nin üzerinde kaset ve şiirlerini yazdığı 9 kitap bıraktı.

Malum önümüzde seçim var.

Büyük Ozan’ı kendi mısralarıyla analım.

“Yuh yuh soyanlara

Soyup kaçıp doyanlara

İnsana kıyanlara,

Yazık şu uyuyanlara”

Önceki ve Sonraki Yazılar