Yıldız Aktaş

Yıldız Aktaş

Biz Birbirimize Yeteceğiz

Marcel Proust; "insanları yaklaştıran şey, fikirlerin ortak oluşu değil, anlayışların akraba oluşudur" der. 

Bu topraklarda meseleleri çözüme götüren yolları kullanmak yerine, kendimize benzemeyen, bizimle aynı fikri kabul etmeyen herkesten nefret etmeyi ve çok sesliliğe kulaklarımızı tıkamayı seçtik.

Uzaklaşmayı, öfkeyi, nefreti, sevgisizliği seçtik…

Uzlaşmak zorunda, hayatı aynı şekilde algılamak ve yorumlamak zorunda değildik ama birbirimizi dinlemek ve birbirimize saygı duymak zorundaydık… Yapmadık

Tahammülsüzlüğümüzle besledik baskıcı yapıları ve kendi küçük diktatörlerimizi yetiştirdik. O diktatörlere inançlarımızı, hayallerimizi, ülkülerimizi, mazilerimizi, geleceğimizi parçalattık…

Yolumuzdan olduk, o yollarda kırıldık…

Öyle kötü haberlere ve olaylara maruz kaldık ki geleceğe dair taşıdığımız umudumuzu zayıflattılar. 

Anlamsızlaştırmaya çalıştıkları hayatımızın yabancısı olduk.

En büyük hayal kırıklıklarımızı, en büyük yaralarımızı, en büyük yenilgilerimizi hep en olmaz sandığımız yerlerden alarak çoğaldı mutsuzluklarımız…

Son model telefonların arkasına sakladık mutsuzluklarımızı, ekranlarında dindirdik isyanımızı.

İki tweet atınca vatani görevimizi yaptık, sosyal bir mesajla rahatlattık vicdanımızı…

Sosyal medyanın göstermelik mutluluk enstantanelerine ve suni gündemine o kadar kaptırdık ki kendimizi, çevremizde olan biten her şeyden uzaklaştık, yabancılaştık.

Birbirini sosyal medyadan seven ve yalnızca fotoğraflarda gülümseyen mutsuz insanlar diyarında yaşamaya başladık…

Hatırlar mısınız eskiden bu topraklar dostluktu, komşuluktu, güvendi, paylaşmaktı, dayanışmaktı… İnsan insanın yurduydu.

 Ne oldu bize de birbirimizin kurdu, birbirimizin ziyanı olduk.

Kederlerini, sevinçlerini paylaşan büyük bir aileydik biz. İnsanlığımızı öldürüp, ruhumuzu da mı çaldırdık hırsızlara? Ne ara bu kadar buz kestik etrafımızda olan bitene?

“Bir medeniyetin çöküşü, insan kalitesinin çöküşüyle başlar” der Ahmet Hamdi Tanpınar. Ne çok sözü barındırır içinde, ne çok duyguyu…

Sosyal, ekonomik ve politik koşullar sertleşmiş, bizleri zor hayat şartlarıyla başa çıkamaz hale getirmiş olsa dahi biz birbirimizden vazgeçtiğimiz gün başladı asıl yoksulluğumuz.

Pes mi etmeliyiz, boyun mu eğmeliyiz, yozlaşmaya teslim mi olmalıyız, vaz mı geçmeliyiz güzel yarınların hayalinden?

Hayır

O’Henry’nin ‘Son Yaprak’ öyküsündeki, o son yaprak gibi, düşmeden içimizdeki vicdan kalesi, bitmeyecek umudumuz, insan sevgisi taşıyan son yürek terk etmeden bedeni, bitmeyecek iyi’nin mücadelesi…

İyilikte birbiriyle yarışanlar vazgeçmediler daha, sayıları hızla çoğalan ama az ama çok yardımlarıyla insanlara çare olmaya devam eden, varlıkları insanlığa umut olan yardımseverlerimiz var,  STK’larımız var…

Çalışmalarıyla, yüreklere bir parça su serpen, bu kurumlar ve şahıslar büyük bir teşekkürü hak ediyorlar.  Sayıları çoğalsın, destekleri çoğalsın, güçleri hiç bitmesin. 

Takipte olduğum çalışmalarını taktirle izlediğim bu kurumlardan biri İstanbul’da  TÜMYAD… Tanıdığım, bildiğim kimse yok ama o kadar benden, o kadar bizdenler… Ve bildiğim kadarıyla da şimdilik İstanbul’dalar, ama 24 saat sokakta, sıcak bir battaniye, bir tas çorba, bir sıcak yuva ne çok insana dokunup,  ne çok kimsesiz canlıya merhem oluyorlar, imrenirsiniz… Var olsunlar.

Ankara’da İYİLİK HAREKETİ İNSANİ YARDIM DERNEĞİ var, önceliklerine çocukları koyarak öyle incelik içinde çalışmalar yürütüyorlar ki İzmir’den görünüyor iyiliklerinin ışığı…  Mehmet İlbars Bey ve iyilik hareketinin tüm gönüllülerine kolaylıklar dilerim.

İzmir’de İZFAK var bana rahmetli Sancar Maruflu’yu hatırlatır hep. Onun düzenli olarak gönderdiği mesajlarla çalışmalarından haberdar olduğumuz, İzmir’in yükünü omuzlamış köklü bir mazisi olan İZFAK.  Ve İZFAK’ın kalbi, Gülten Tunç, güzel yürekli harika kadın…

AHDE VEFA KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ var hem yardımları, hem kültür sanat alanındaki çalışmalarıyla İzmir’de önemli bir yer kaplar.

STKlar, vakıf, kurum ve kuruluşlar, hayırsever, yardımsever insanlar umut ışığımız olmaya devam ediyor, o umut ışığını taşıyan eller değişse de, taşıdıkları ışık ölümsüz kalacak. Ve biz bu topraklarda insanımızı yeniden ayağa kaldırır, yitip giden her şeyi yeniden ekeriz bu topraklara.

Yeniden hatırlarız unutturdukları her şeyi…

Ernest Hemingway,  'Yaşlı Adam ve Deniz'  romanında diyor ki; “İnsan yenilmek için yaratılmadı. Ademoğlu mahvolur ama yenilmez”

Yenilmeyeceğiz, bizi ittikleri karanlıkları parçalayarak çıkacağız güneşe.

Biz birbirimize yeteceğiz…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.