Yıldız Aktaş

Yıldız Aktaş

Yas

Her şeyin bittiğini sandıklarında, umutsuzluğun içinde açan kırmızı bir güldü, karanlığı yırtarak yüzünü güneşe döndü...

Herkesin olmaz dediğini olduran, Trablusgarp'tan Çanakkale'ye, Milli Mücadele'den Cumhuriyet'e kahramanlıkları ve keskin zekâsıyla bir Milletin kaderini değiştiren Muzaffer bir komutandı…

İmparatorluğun enkazı altında kalmış çaresiz bir milleti, Zümrüd-ü Anka gibi küllerinden yeniden doğmasına sebepti.

Direnişin tohumlarını yüreklere eken, sonunda bağımsızlığa kavuştuğumuz mili mücadelenin korkusuz, cesur başkomutanıydı.

Yolunu kaybetmiş, pes etmiş, yılgınlığa düşmüş kim varsa, O’nunla yeniden ayağa kalktı, direnişten kurtuluşa giden yolda kutup yıldızı gibi parladı Türk Milletinin üstünde…

O hep kurtuluşa inandı, milletinden ilham aldı, güç aldı, durmadan dinlenmeden çalıştı, cepheden cepheye koştu ve kendisi gibi hürriyet uğruna ölmeyi göze alanlarla birlikte savaştı ‘Ya Bağımsızlık ya Ölüm’ dedi, kazandı.

Milleti için yenemeyeceği hiçbir güçlük, deviremeyeceği hiçbir engel yoktu.

Dünyanın en iyi yetişmiş askeri olmasına ve liderlik ettiği istiklal savaşından zaferle çıkan komutan olmasına rağmen yine de hiçbir zaman savaştan yana olmadı, öyle ki O’na göre  “…Öldüreceğiz diyenlere karşı, “ölmeyeceğiz” diye savaşa girebiliriz. Ancak, milletin hayatı tehlikeye girmedikçe, harp bir cinayettir.

O asker de olsa, devlet adamı da olsa hep sağduyulu, öngörülü, gerçekçi ve hayranlık uyandıracak bir zekaya sahipti.

Savaştığı düşmanları dahi anılarında kendisini hep taktir ve hayranlıkla anlattılar.  

Bu dünyadan göçüp gittiğinde;

Hayatını ve şahsiyetini adadığı büyük Türk milleti için sonuna kadar mücadeleye azmettiği ve nihayetinde de Türkiye Cumhuriyeti ile arzu ettiği güçlü devleti kurarak, aydınlık, bağımsız ve özgür bir millet bıraktı ardında…

Büyük önder Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk, işgal edilmiş, yakılıp yıkılmış topraklardan, bir arada özgürce yaşayabileceğimiz bir vatan, çaresiz, unutulmuş ve gururu kırılmış bir halktan, büyük ve güçlü bir millet yarattığı için sonsuzluğun ve ölümsüzlüğün simgesi oldu.

Her gün daha çok özlem ve minnet duyduğumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk’ün ta kendisiydi, Türk Atatürk’tü…

Sadece 10 Kasım da değil büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anmadığımız, anlamadığımız, ihtiyaç duymadığımız, onun fikirlerinden güç almadığımız, emanetlerini terk ettiğimiz bir tek gün bile olmadı.

Naciz bedeni toprak olsa da eserleri ve manevi mirasıyla bu milletin her bir ferdinin hafızasında ve yüreğinde hep canlı, fikirleriyle hep yarınlarını aydınlatıyor.

Orhan Seyfi Orhun “Gidiyor” şiirinde öyle güzel tarif eder ki Atatürk’ün gidişindeki büyüklüğü;

“Siliyor ruhunun ulviliği fani etini,

Çiziyor ufka batan bir güneşin heybetini.

Büyüyor, gökten inip toprağa yaklaştıkça;

Büyüyor gitgide gözlerden uzaklaştıkça”

Naaşı ebedi istirahatgahı olan Anıtkabir’e ölümünün 15.ci yıl dönümünde, 10 Kasım 1953’de düzenlenen törenle taşınır, o tören de milli mücadelenin Galip Hocası, dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar şu sözlerle adeta Türk Milletinin düşüncelerine tercüman olacak bir konuşma yapar…

“Seni halife yapmak padişah yapmak isteyenler oldu, iltifat etmedin. Milli irade yolunu seçtin, hayatını ve şahsiyetini milletinin hizmetine vakfettin. Türk’ün gıpta ettiği, taziz ettiği, övdüğü ve övündüğü vasıflara maliktin, bütün bu meziyetlerinle Türk’ün ta kendisiydin. Şimdi seni, kurtardığın vatanın her köşesinden gönderilen mukaddes topraklara veriyoruz. Bil ki, hakiki yerin, daima inandığın ve bağlandığın Türk milletinin minnet dolu sinesidir. Nur içinde yat.”

Gazim (08.11.2021)

Düşümde gördüm seni Gazi’m

Kocatepe’den atiye bakıyordun

yıldızlar kamaşıyordu gözlerinde

başında kalpağın,

yüzünde mazinin kutlu izleri

bütün Anadolu’yu görebileceğin keskinlikte gözlerin,

istikbale bakıyordun…

Başın yine dumanlı dağ gibi,

yine aklın milletinde.

Gökyüzüne değen alnında, milyonların yazgısı

ışık saçan bir mavilikteydi hayalin…

 

Düşümde gördüm seni Gazi’m

Diz vurup selamlayan ordunun arasından

çift başlı kartal olup kanatlanıyordun

Anadolu’yu saran dirilişin

çiçekleri bitiyordu toprağında.

Tanrı Dağından vatan şairinin sesi yükseliyordu.

yer ve gök sarsılarak bilcümle tekrar ediyordu

“Merkez-i hâke atsalar da bizi; Kürre-i arzı patlatır çıkarız”

yüzünde bir gülümseme,

ölümsüzlüğe yürüyordun Gazi’m”

***

Nur içinde yat ATAM

Ruhun Şad Olsun.

Durağın Türk Uçmağı

Konağın Tanrı Dağı 

Bulağın Orkun Irmağı olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.